Nankör öğrenciler karşısında öğretmenlerin yaşadığı duygusal yükü ve eğitimin zamana yayılan derin etkisini Gökhan Öğ kalemiyle keşfedin.
Nankör Öğrenciler: Eğitimcinin Emeği ve Vefa Vahası
Nankör öğrenciler karşısında öğretmenlerin yaşadığı duygusal yükü ve eğitimin zamana yayılan derin etkisini Gökhan Öğ kalemiyle keşfedin.
Eğitim camiasında sıkça duyduğumuz nankör öğrenciler konusu, zaman zaman bir dertleşme masasında çay bardağına süzülen ağır bir yüke dönüşür. Onca verilen emek, uykusuz geceler ve sınav stresinde omuzlanan kaygılar sonrasında bir selamın esirgenmesi insanı derinden yaralayabilir.
Ancak bir an durup mesleğin ve insan ruhunun derinliklerine bakıldığında, resmi biraz daha farklı okumak mümkün hale gelir.
Beklenti Tuzağı ve Eğitimin Doğası
İnsan doğası gereği ektiği tohumun boy verdiğini ve verdiği emeğin karşılığında bir takdir görmek ister. Fakat öğretmenlik, "al gülüm ver gülüm" ilişkisi kurulan ticarî bir bağ değildir. Öğrenciye verilen bilgi ve değer bir borç senedi gibi sunulmaz.
Çoğu zaman öğretmenin ektiği tohum, ancak o çocuk kendi hayatında bir fırtınayla karşılaştığında veya kendisi bir yetişkin olduğunda çimlenir. Eğitim, karşılığı anında alınacak bir yatırım değildir.
Gençliğin Doğal Bencilliği
Kendi kimliğini arayan ve akran onayını her şeyin önüne koyan bir gencin zihinsel dünyası büyüme sancılarıyla doludur. Bir gencin yetişkin olgunluğuyla hareket etmesini beklemek gelişim psikolojisine aykırıdır.
Onların bugün gösterdiği duyarsızlık, kişisel bir kötülükten ziyade henüz hayatı ve emeği idrak edecek olgunluğa ulaşamamış olmalarındandır. Bu durumu kişiselleştirmemek gerekir.
Vefa Zamanla Demlenir
Bugün koridorda yüzünüze bakmadan geçen bir genç, yıllar sonra hayatın gerçekleriyle yüzleştiğinde sizin bir cümlenizi hatırlayacaktır. "Hocam haklıymış" dediği o an, öğretmenlik görevi amacına ulaşmış demektir.
Gerçek vefa, sıcağı sıcağına teşekkür etmek değil; o öğretiyi bir ömür boyu karakterinde taşımaktır. Zaman, en adil hakimdir.
Sonuç
Eğitimciye düşen, emeğini bir minnet beklentisiyle değil, bir sorumluluk ve sevgiyle sunmaktır. Rüzgâra savrulan tohumların nereye düşeceğini her zaman bilemeyiz.
Siz görevinizi yaptınız, tohumu attınız ve can suyunu verdiniz. Öğretmenin en büyük ödülü, ışığını yaktığı insanların karanlıkta yollarını bulabildiğini bilmektir.