Görünmez Sansür: Kitapları Yakmak Yerine Enformasyona Boğmak
"Bir nesil, bilginin cezalandırıldığı ve cehaletin saadet olduğunu öğrenerek yetişiyor. Bir sonraki nesil, cahil olduklarını bile bilmeyecek; çünkü bilginin ne olduğunu bilmeyecekler."
Ursula K. Le Guin, Sesler romanında bu satırları yazarken, kılıç zoruyla yasaklanan kitaplardan ve susturulan kütüphanelerden bahsediyordu. Bizler de distopyaları hep ateşle, üniformalı adamlarla, meydanlarda yakılan kitaplarla hayal ederek büyüdük. Oysa 21. yüzyılın bize öğrettiği çok çarpıcı bir gerçek var: Bir toplumu cahilleştirmek için kitapları yakmanıza gerek yoktur; okumalarını engellemeniz yeterlidir. Günümüzde bu engelleme şiddetle değil, devasa bir gürültüyle yapılıyor.
Bugün hiçbir modern otoritenin gerçeği saklamak için kütüphane kundaklamasına ihtiyacı yok. Çünkü bir hakikati toplumdan gizlemenin en zahmetsiz yolu, onu binlerce yalanın, bağlamından koparılmış verinin, komplo teorisinin ve anlık eğlencenin içine gömmektir. Bugün sansür, bilgiye ulaşımı keserek değil, insanları sahte ve yüzeysel enformasyona boğarak işliyor.
İçinde bulunduğumuz "bilgi çağı" aslında büyük bir illüzyon barındırıyor. Cebimizdeki cihazlarla dünyanın tüm kütüphanelerine saniyeler içinde erişebiliyoruz. Ancak bu sınırsız erişim, bizi daha bilge yapmıyor; aksine dikkatimizi paramparça ederek odaklanma yeteneğimizi elimizden alıyor. Malumat (veri) ile bilgiyi (anlamı) birbirine karıştırıyoruz. Algoritmalar bize duymak istediklerimizi yankı odalarında sonsuz kez tekrar ederken, sorgulama ve eleştirel düşünme kaslarımız her geçen gün eriyor.
İşte Le Guin’in bahsettiği o tüyler ürpertici “bilginin ne olduğunu bilmeme” hali tam olarak burada başlıyor. Hızla tüketilen on saniyelik videolarla, sadece başlığı okunarak paylaşılan haberlerle ve dezenformasyonla yetişen bir nesil, cehaletini bir eksiklik olarak hissetmiyor. Aksine, arama motorunda her sorunun cevabını anında bulabildiği için her şeyi bildiği yanılgısına düşüyor. Bilginin emek, zaman, derinlik ve şüphe gerektiren bir süreç olduğunu unuttuğumuzda, cehalet bir eksiklik olmaktan çıkıp konforlu bir yaşam tarzına dönüşüyor.
Bugün bilgiyi savunmak; sadece diktatörlere, yasaklara ve sansüre karşı direnmek demek değildir. Bilgiyi savunmak; dikkatimizi sömüren, bizi yüzeyselliğe mahkum eden ve gerçeğin içini boşaltan bu "algoritma gürültüsüne" karşı zihinsel bir bariyer kurabilmektir.
Aksi takdirde, her şeye erişimi olan ama hiçbir şeyin derinliğini kavrayamayan; en acısı da cahil olduğunun dahi farkında olmayan o "sonraki nesil" bizzat biz olacağız.