Çocuklarımızı Hangi Renge Boyuyoruz?
Khaled Hosseini, hafızalara kazınan Uçurtma Avcısı romanında modern ebeveynliğin en büyük yanılgısını tek bir cümleyle yüzümüze çarpar: “Çocuklar boyama kitabı değildir, onları en sevdiğin renge boyayamazsın.”
Ne kadar basit, ne kadar naif, ama bir o kadar da sarsıcı bir gerçek.
Bugün etrafımıza baktığımızda, ebeveynliğin bir sevgi bağından ziyade, ince hesaplanmış bir mühendislik projesine dönüştüğünü görüyoruz. “Proje çocuklar” çağındayız. Kendi yarım kalmış hayallerimizi, zamanında ulaşamadığımız statüleri, toplumun alkışlayacağı o “güvenli” ve “prestijli” renkleri elimize alıp, çocuklarımızın tertemiz sayfalarına boca ediyoruz. Kendi başaramadığımız ne varsa, onların omuzlarına birer görev madalyası gibi asıyoruz.
Bunu yaparken kötü bir niyetimiz yok elbet. İçgüdüsel bir koruma kalkanıyla, gelecek kaygısıyla hareket ediyoruz. Çocuğumuzun "farklı" bir renk olmasının bu acımasız dünyada kabul görmeyeceğinden, tutunamayacağından korkuyoruz. Bu yüzden onun garantili yollardan gitmesini, bizim doğrularımızla şekillenmesini istiyoruz.
Fakat gözden kaçırdığımız çok temel bir gerçek var: Kendi sevdiğimiz renge zorla boyadığımız o resim, çocuğun değil, bizim tablomuz oluyor. Başkasının çizdiği sınırların içinde, başkasının renkleriyle yaşamaya mahkum edilen çocuklar, dışarıdan kusursuz görünseler de içten içe kendi potansiyellerine yabancılaşmış, renksiz ve solgun yetişkinlere dönüşüyorlar. Çizgiden hiç çıkmadan boyanmış o kusursuz sayfaların arkasında, kendi sesini hiç duyamamış bireylerin sessiz çığlıkları yatıyor.
Gerçek ebeveynlik bir ressam olup boş bir tuvali kendi zevkine göre doldurmak değildir. Gerçek ebeveynlik, bir bahçıvan olmaktır. Elinizdeki tohumun neye dönüşeceğini ona dikte edemezsiniz; sizin göreviniz onun en sağlıklı, en güçlü şekilde kendi özüne ulaşarak açabilmesi için toprağı, suyu ve güneşi sağlamaktır.
Belki o çocuk sizin hayal ettiğiniz gibi ağırbaşlı bir lacivert değil, yerinde duramayan enerjik bir turuncu olacak. Belki prestijli bir plazanın grisine değil, sanatın, doğanın veya bambaşka bir tutkunun yeşiline çalacak. Belki de sizin hiç bilmediğiniz, yepyeni bir ara renk olup dünyayı kendi meşrebiyle güzelleştirecek.
Eğer çocuklarımızın gerçekten mutlu ve bütünleşmiş bireyler olmasını istiyorsak, o renkli kalemleri kendi elimizden bırakıp onların ellerine vermeliyiz. Bırakın kendi renklerini kendileri seçsinler. Bazen çizgiyi taşıra taşıra, bazen yanlış renkleri birbirine karıştırarak, bazen de silip baştan başlayarak kendi hikayelerini yazsınlar.
Çünkü hayattaki en büyük ebeveynlik başarısı, bir çocuğun kusursuz bir kopyamız olması değil; cesaretle, özgürce ve tüm canlılığıyla sadece "kendisi" olabilmesidir.