AĞALIK VERMEYLE, YİĞİTLİK VURMAYLA OLURMUŞ!
Başlığı okuduysanız, bunun eskilerin güzel deyimlerinden biri olduğunu da hatırlarsınız elbet…
“Ağalık vermeyle, yiğitlik vurmayla olurmuş!”
Hikâye bu ya…
Zamanın birinde, bir köyde bir adam yaşarmış.
Bizim adam öyle böyle değil, epey cimriymiş. Ama kendisine “Ağa” denmesinden de pek haz edermiş.
Atı da varmış, arabası da…
Lakin düğüne, derneğe, açılışa arabayla gitmek varken, gösteriş merakından atına biner, öyle gidermiş.
Köylüler de bizimkinin bu merakını bildiklerinden önünden:
“Ağamız geldi…”
Ardından:
“Ağamız gitti…”
diye diye adamın adını “Ağa”ya çıkarmışlar.
Tabii bizim Ağa, milletin kendisiyle alay ettiğinin farkında mı, değil mi bilinmez…
Gel zaman git zaman; köy meclisinden ihtiyar heyetine kadar nerede bir görev varsa bizim Ağa oraya aday olmaya başlamış.
Köylüler de:
“Ağam sen yaparsın…”
“Ağam senden iyisi mi var…”
diye gazı vermişler.
Lakin günün birinde bu verdikleri gazdan pişman olacaklarını nereden bilsinler?
Çünkü bizim Ağa zamanla her şeye müdahale etmeye, her olaya burnunu sokmaya, olur olmaz yerde ahkâm kesmeye başlamış.
Derken köyde muhtarlık seçimleri yaklaşmış.
Bizim cimri Ağa durur mu?
Hemen muhtar adaylarından birine yanaşmış.
Konuşmuşlar, anlaşmışlar…
Muhtar seçilirse bizim Ağa da muhtar yardımcısı olacakmış!
Hey yavrum hey…
Lakin ortada küçük(!) bir mesele varmış.
Bizim Ağanın bırakın köye, çevresine faydasını; kendi kardeşine bile hayrı yokmuş.
Hatta anlatılanlara göre, kız kardeşi söz konusu olduğunda çevresindekilere:
“O benim öz kardeşim değil, üvey kardeşim. Bana ne…”
deyip işin içinden sıyrılmaya çalışırmış.
Sonra da kızcağızı kapının önüne koymuş.
Hasta kadıncağız ne yapsın?
Neyse ki kaynanası ile bir muharrir imdadına yetişmiş. Sigortalı gösterilmesine yardımcı olmuşlar da ilaçlarını alabilmiş, tedavisini sürdürebilmiş ve hayata tutunmuş.
Aradan zaman geçmiş…
Bizim Ağanın birden aklı başına gelmiş!
Neden dersiniz?
Meğer “üvey kardeşim, bana ne” dediği kız kardeşinin de bazı hisselerde hakkı varmış.
Bunu öğrenince bizim Ağa başlamış “allem kullem” etmeye…
Dün kapının önüne koyduğu kardeşini bugün yeniden yanına almış.
Eee…
Dün “Bana ne?” dediğin insanın bugün hissesi olduğunu öğrenince işler değişebiliyor demek ki!
Hikâye burada bitmiyor sevgili dostlar…
Asıl bundan sonrası merak konusu.
Bizim Ağa, muhtar yardımcısı olabilecek mi?
Her işe burnunu sokmaya devam edecek mi?
Dün “üvey” diyerek kapının önüne koyduğu kız kardeşinin akıbeti ne olacak?
O hisselerin hikâyesinden daha neler çıkacak?
Bilemiyoruz…
Ama şunu biliyoruz:
Her köyde, her kasabada, hatta hemen yanı başımızda bile böyle “ağalar” çıkabiliyor maalesef.
Kendisine “Ağa” denmesini seven çoktur da ağalığın gereğini yapan kaç kişi vardır, orası tartışılır.
Çünkü eskiler boşuna söylememiş:
Ağalık vermeyle, yiğitlik vurmayla olurmuş!
Bizim Ağanın hikâyesinin devamını da, nasip olursa haftaya yazacağız.
Bakalım hikâyenin altından daha neler çıkacak…
Yeni yazılarda buluşmak dileğiyle;
Sevgiyle kalın, MAP’la kalın…