Bakın, şikâyet etmek ayıp değil. Suç hiç değil. Bir insan haksızlığa uğradığını düşünüyorsa gider savcılığa, valiliğe, bakanlığa… Hakkını arar.

ŞİKÂYET Mİ, SİLAH MI?
Mehmet Ali Parmaksız | Güncel Alanya Haber
Bakın, şikâyet etmek ayıp değil. Suç hiç değil. Bir insan haksızlığa uğradığını düşünüyorsa gider savcılığa, valiliğe, bakanlığa… Hakkını arar.
Ama benim takıldığım yer başka.
Bir insan bunu 11 yıl boyunca yapıyor, önüne gelen belediye başkanını, bürokratı, memuru, iş insanını şikâyet ediyor; sosyal medyada yaklaşık 17 bin paylaşım yapıyor, insanlara ağır suçlamalar yöneltiyorsa artık tek tek dilekçelerden değil, bütün dosyadan konuşmak gerekir.
Hele bir de karşımızda bugün tartıştığımız şu iddialar varsa:
600 bin Euro… Eşinin üzerine geçirildiği ileri sürülen dubleks daire… Şikâyetlerden sonra değiştiği iddia edilen ilişkiler…
Bunlar “geçerken sorulacak” sorular değil.
Süleyman Hilmi Erdoğan, kendi dilekçesinde Mehmet Ali Çekiç için, “Yapı Müteahhidi ise daha önceki yıllarda şikayet ettiğim Payallar Mah. 277 ada 1 parseldeki otelle bağlantılı M. Ali Çekiç’tir. Bu Otel 2024 itibariyle mühürlüdür.” diyor.
Sonra aynı Mehmet Ali Çekiç’in adı Oba Mahallesi 251 ada 1 parseldeki Ekoloji projesinin yapı müteahhidi olarak karşımıza çıkıyor. Erdoğan da bu projeyi 28 Ağustos 2024’te şikâyet ediyor. Dosyanın 2024/18443 numarasıyla ilişkilendirildiği belgelerde yer alıyor.
Ardından gazetemize ulaşan çok daha ağır iddialar geliyor: Erdoğan’a 600 bin Euro verildiği, ayrıca eşi V. Erdoğan adına dubleks daire sağlandığı ileri sürülüyor. Bunların bugün itibarıyla kesinleşmiş yargı kararıyla sabit olduğunu söylemiyorum; zaten yapılması gereken tam da banka, tapu, şirket ve dosya hareketlerinin ortaya çıkarılmasıdır.
Benim derdim şu:
Madem yıllarca herkesi şikâyet ettin, o zaman senin şikâyetlerinin de bir gün topluca masaya yatırılmasına itiraz etmeyeceksin.
Kimleri şikâyet ettin? Ne zaman ettin? Hangi suçlamayı yaptın? Dosya nasıl sonuçlandı? Sonra o kişiyle ilişkin değişti mi? Bir para, taşınmaz, ticari ilişki ortaya çıktı mı?
İşte bunlara bakılmalı.
Çünkü devletin önüne bir dilekçe geldiğinde yalnız kâğıda değil, gerektiğinde örüntüye de bakması gerekir. Bir insanın yıllara yayılan başvuruları birbirinden tamamen kopukmuş gibi değerlendirildiğinde büyük resim gözden kaçabilir.
Burada psikolojik teşhis koymaya kalkmam. O iş doktorların işi. Ama motivasyonu sormak gazetecinin işidir.
Para mı? Husumet mi? Güç duygusu mu? İntikam mı? İnsanları sürekli savunma pozisyonunda tutmanın verdiği bir üstünlük hissi mi?
Cevabı ben vermiyorum.
Belge versin.
Dün, 2 Ekim 2026’da kaybettiğimiz Prof. Dr. İoanna Kuçuradi ömrünü insan, değer, etik ve insan hakları üzerine düşünmeye verdi. Onun etik anlayışında önemli olan, kişi hakkında ezbere “iyi-kötü” hükmü vermek değil; eylemi, bilgiyi ve insanın değerini hesaba katarak doğru değerlendirme yapabilmektir.
Tam da mesele bu.
Bir insan hakkında bir iddian varsa araştırırsın. Delilin varsa ortaya koyarsın. Yoksa onun itibarını yıllarca lime lime etmenin adı “mücadele” değildir.
Kur’an da aynı ölçüyü koyuyor. Hucurât Suresi 6. ayet, bir haber geldiğinde insanlara bilmeden zarar vermemek için doğruluğunun araştırılmasını ister. Nisa 135 ise insanın kendi aleyhine bile olsa adaletten ayrılmamasını emreder.
Daha da çarpıcısı şu: Bir insana zina isnadı gibi son derece ağır bir suçlama yöneltilmesi konusunda Nûr Suresi 4. ayet dört şahit şartını koyar; bu delili getiremeyenler için Kur’an’ın kendi hukuk düzeni içinde seksen sopa ve şahitliğin kabul edilmemesi hükmünü bildirir. Ardından 5. ayet tövbe edip kendini düzeltme kapısını açık bırakır. Bu hüküm elbette Türkiye Cumhuriyeti’nin yürürlükteki ceza hukuku değildir; fakat inanç açısından iftiranın ne kadar ağır görüldüğünü göstermesi bakımından son derece açıktır.
Hukuk tarafında da mesele hafif değil.
TCK 267’ye göre, işlemediğini bildiği bir fiili bir kişiye, hakkında soruşturma veya idari yaptırım başlatmak amacıyla isnat eden kişi bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasıyla karşılaşabilir. Delil uydurularak iftira edilirse ceza yarı oranında artırılabilir. Elbette her sonuçsuz şikâyet iftira değildir; kastın ve kanuni şartların mahkemece ortaya konulması gerekir.
Hakaret bakımından da TCK 125’in temel yaptırımı üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Hangi paylaşımın suç oluşturduğu ise ancak somut içerik ve bağlam üzerinden yargı mercilerince belirlenebilir.
Peki yıllarca insanları bu şekilde hedef aldığı kanıtlanan birinin karşılığı ne olmalı?
Bence üç ayrı hesabı vardır.
Ahlaken: Çıkıp özür dileyecek, yanlışını düzeltecek, insanların onurunda açtığı yarayı mümkün olduğunca telafi edecek.
Hukuken: Hangi eylem hangi suçu oluşturuyorsa onun karşılığını kanun önünde verecek. Kimsenin itibarı bedava değildir.
İnanç bakımından: Kul hakkı varsa helalleşecek, iftira varsa tövbe edecek, yanlışını düzeltecek. Çünkü yalnız “pişmanım” demek yetmez; bozduğunu onarmaya çalışmak da gerekir.
Ben meseleye böyle bakıyorum.
600 bin Euro iddiası da, dubleks daire iddiası da, yıllardır yapılan şikâyetler de aynı masada incelensin.
Savcılık dosyaları açılsın. Tapu kayıtları incelensin. Şirket evrakları getirilsin. Mali hareketlere bakılsın.
Sonunda Süleyman Hilmi Erdoğan haklıysa o da ortaya çıksın.
Ama haksız yere insanların hayatıyla, itibarıyla oynandıysa bunun da bir karşılığı olsun.
Çünkü terazinin adı adaletse, herkesi tartacak.
Sevgiyle ve MAP’la kalın.