Hayat dediğin küçük adamların hikayesidir diyen Ara Güler'in fotoğraf ve yaşam felsefesi üzerine sıcacık bir köşe yazısı.
Sokak aralarından yükselen çay ocağı kokusu, elleri nasırlı bir balıkçının denize dalan yorgun bakışları, merdiven basamaklarında koşturan coşkulu çocuklar ve zamanın unutturmaya çalıştığı o kadim yüzler... İstanbul’un sokağını, insanını ve hüznünü en yalın haliyle bize fısıldayan büyük üstat Ara Güler, hayatın asıl tanımını bu topraklara bıraktığı o eşsiz karelerle ve şu cümleyle özetlemişti: "Hayat dediğin küçük adamların hikayesidir."
Tarih kitapları büyük imparatorlukları, savaşları, saraylardaki taht kavgalarını ve dünyayı yönettiğini sanan dev figürleri yazar. Oysa insanlık tarihinin kalbi; o devasa salonlarda değil, hayatın gürültüsü arasında ezilen ama var olmaya devam eden "sıradan" insanların sessiz direnişinde atar. Ara Güler, makinasiyla tam da bu kalbin sesini dinlemiştir. O, tarihe tanıklık ederken paşaların veya kralların peşinden koşmamış; tersine, Galata Köprüsü'nde rüzgara karşı yürüyen amcânın, çayını yudumlarken hayallere dalan işçinin hikâyesini yakalamıştır.
*Sıradan Olanın İçindeki İhtişam*
Bizler genellikle büyük başarıların, devasa hedeflerin ve gürültülü zaferlerin peşinden koştururken hayatın en güzel detaylarını kaçırırız. Bir sabah işe giderken kaldırımda simidini paylaşan bir adamı, pencere önünde hüzünle dışarıyı izleyen teyzeyi veya dükkanının önünde ekmeğini kazanan esnafı görmezden geliriz.
Oysa asıl hikâye oradadır. Küçük insanların büyük mücadeleleri, sessiz sevinçleri ve onurlu duruşları hayata anlam katar. Ara Güler'in fotoğraflarına baktığımızda bunu hissederiz; o siyah-beyaz karelerde ne bir yapmacıklık ne de sahte bir gülüş vardır. Hayatın ta kendisi, tüm çıplaklığı ve samimiyetiyle oradadır.
Kendi hikayenizin başrolündesiniz; hayatın koşturmacası içinde çevrenizdeki "küçük insanların" sessiz ve değerli hikayelerini fark etmek için bugün etrafınıza biraz daha dikkatli bakın.
Sizin hayatınızda iz bırakan, tıpkı Ara Güler’in karelerindeki gibi sade ama çok şey anlatan o "küçük insan" kim oldu?