Çocuklukta masayı döverek başlayan sorumluluktan kaçış refleksi yetişkinlikte nasıl dışsal denetim odağına dönüşür? Öz-farkındalık üzerine bir inceleme.
Masayı Dövmekten Sorumluluk Almaya:
Hatalarımızın Mimarı
Geçenlerde Prof. Dr. Üstün Dökmen’in çok tanıdık bir tespiti tekrar karşıma çıktı: “Çocuğumuz düşüp masaya kafasını çarpınca biz hemen masayı döveriz: ‘Ehh masa sen niye orada duruyorsun!’ diye. Çocuk masa orada olmasa kafasını çarpmayacağını sanır. Ve büyüdükçe yaptığı her hatayı yükleyecek birini veya bir şeyi mutlaka bulur.”
Gülümseten ama aslında içimizi sızlatması gereken, kültürümüze kök salmış son derece derin bir gözlem bu. Hemen hemen hepimizin çocukluğunda en az bir kez şahit olduğu ya da bizzat yaşadığı bir sahnedir. Çocuk koşarken ayağı takılır, sehpanın köşesine çarpar ve ağlamaya başlar; yanındaki yetişkin ise çocuğu teselli etmek adına hemen sehpayı yumruklamaya başlar.
*Çocuk Zihninde İlk Hata Tohumu*
Peki, o an çocuk zihninde ne gerçekleşir? Daha ilk yaşlarında, hayatın en temel derslerinden biri olan eylem-sonuç ilişkisini kurması gereken çocuk, çok daha kolay ve konforlu bir yol öğrenir. Suçlu kendisi değildir, sorumluluk tamamen dışarıdaki bir nesneye aittir.
İşte o gün “masayı döverek” attığımız tohumlar, yıllar geçtikçe büyür ve hayatın her alanına sarmaşık gibi dolanır. Küçükken masayı suçlayan çocuk, okul çağına geldiğinde "Sınavdan düşük aldım çünkü hoca bana taktı" demeye başlar. İş hayatında "Projeyi yetiştiremedim çünkü ekip yetersizdi", yetişkinlikte ise "Mutsuzum çünkü şartlar izin vermedi" söylemine sığınır.
*Dışsal Denetim Odağı ve Öz-Farkındalık*
Psikolojide bu durumu dışsal denetim odağı olarak tanımlıyoruz. Kendi hayatının, seçimlerinin ve hatalarının sorumluluğunu almak yerine; başarıyı şansa, başarısızlığı ise her zaman dış bir "günah keçisine" bağlama hali.
Oysa birey olmanın ve olgunlaşmanın ilk şartı öz-farkındalık kazanmak ve sorumluluk üstlenebilmektir. Şartlar ne olursa olsun, "Bu sonuçta benim payım neydi?" sorusunu soramayan bir nesil, ne kendi hatalarından ders çıkarabilir ne de gerçek anlamda gelişebilir.
*Ebeveyn ve Eğitimci Olarak Yapılması Gerekenler*
Çocuk kafasını masaya çarptığında masayı cezalandırmak yerine şu adımları izlemek gerekir:
Duygusunu onaylamak: "Canın acıdı, seni anlıyorum, gel bir sarılalım."
Neden-sonuç ilişkisini kurmak: "Hızlı koşarken önümüzdeki engellere dikkat etmediğimizde böyle kazalar olabilir. Masa orada duruyordu, biz ona çarptık."
Çözüme odaklanmak: "Gel bakalım, acısını hafifletmek için biraz buz koyalım."
Hayat, yolumuzun ortasında duran masalarla doludur. Çocuklarımıza masaları dövmeyi değil, masaların etrafından dolanmayı, yürürken önüne bakmayı ve çarptığında ise kendi dikkatsizliğiyle yüzleşebilme cesaretini öğretmek zorundayız.
Çünkü kendi hatalarının sorumluluğunu alamayanlar, hiçbir zaman kendi başarılarının da gerçek mimarı olamazlar.