Kimi tanıdık, kimi tanıdığın tanıdığı… Konuşmanın başında hâl hatır soruluyor, sonunda yine aynı kavşağa çıkılıyor: Süleyman Hilmi meselesi.

SÜLEYMAN HİLMİ, TELEFON ÇALIYOR DA CEVAP NEREDE?

Mehmet Ali Parmaksız

Alanya küçük yer…

Bir mesele yazarsınız, cevap beklersiniz; bir bakmışsınız telefonunuz danışma hattına dönmüş.

Son günlerde benim vaziyet tam olarak bu.

Süleyman Hilmi Erdoğan hakkında ortaya atılan iddiaları gazeteciliğin gereği olarak takip ediyoruz. Kendisi açıklama yaparsa, iddialara cevap verirse, sunacağı bilgi ve belgelerle birlikte buradan yayımlayacağımızı da söylüyoruz.

Kapı açık, sütun açık, muhatap belli.

Fakat doğrudan açıklama beklerken telefonun öbür ucunda başka başka insanlar beliriyor.

Kimi tanıdık, kimi tanıdığın tanıdığı… Konuşmanın başında hâl hatır soruluyor, sonunda yine aynı kavşağa çıkılıyor: Süleyman Hilmi meselesi.

Sanırsınız telefon rehberinde ismimin karşısına “İkna edilecekler” diye not düşülmüş!

Arayan anlatıyor…

“Şöyle olmuştu…”

“Sen onu öyle anlamışsın…”

“Aslında işin bir de bu tarafı var…”

Dinliyorum. Ayıp olmasın diye dinliyorum. Fakat benim nezaketin de şarjı var; telefonunki bitiyor, anlatılanlarınki bitmiyor!

Üstelik konuşanların bir kısmının iddialar hakkında doğrudan bilgisi yok. Konuya açıklık getirecek bir belge sunmuyor, yeni bir bilgi aktarmıyor. Herkes kendi penceresinden bir manzara tarif ediyor.

Pencere çok, manzara farklı; bizim aradığımız cevap hâlâ ortada yok.

Eskiler, “Taşıma suyla değirmen dönmez” demiş.

Başkalarının telefonuyla da kamuoyuna açıklama yapılmış olmuyor, Süleyman Hilmi.

Bir de gazetemize ve şahsıma yöneltilen şikâyetler var.

Sedat Peker konusundan KVKK’ya, gazetenin künyesinden gazetemizin yazı işleri müdürüne kadar uzanan başlıklarla uğraşıyoruz.

Elbette herkes şikâyet hakkını kullanabilir. Ben de hakkımda yapılan başvurulara gereken cevabı veririm.

Fakat gazetenin künyesi üzerine konuşurken haberin konusunu kaybetmeyelim. Yazı işleri müdürünü tartışırken yazıda yer alan iddiaları unutmayalım.

Kamuoyunun merak ettiği mesele hâlâ aynı yerde duruyor.

Benim telefonumun kaç defa çaldığı, bu iddiaların cevabı değil.

Kimlerin beni ne kadar süre dinlettiği de değil.

Lafla peynir gemisi yürümez. Bizim telefon hattında da henüz bir gemi hareket etmiş değil!

Gelelim sahte hesaplar meselesine…

Sana ait olduğu ileri sürülen hesaplardan yıllar boyunca insanların hedef alındığı, bunun on bir yıla uzandığı yönündeki iddialar da açıklama bekliyor.

Bu hesapların sana ait olup olmadığı, hangi paylaşımların kim tarafından yapıldığı, insanların hangi dayanaklarla suçlandığı araştırılmalı.

“Haftaya şunu, yarın bunu yazacağım” diye insanları beklemeye alan paylaşımlar da bu tartışmanın içinde.

Bir insanın adını ortaya atmak kolay. O insanın ailesinin, işinin, çevresinin bundan nasıl etkilendiğini düşünmek ise başka bir sorumluluk.

Benim adım burada.

İmzam burada.

Yazdıklarım da kamuoyunun önünde.

Yanlışım gösterilirse düzeltirim. Belge gelirse incelerim. Cevap gelirse yayımlarım. Kalem tutmanın sorumluluğu bunu gerektirir.

Aynı açıklığı, hakkında iddia bulunan kişiden de beklerim.

Şunu da açıkça söyleyeyim:

İddia, hüküm değildir. Birinin cevap vermemesi de tek başına suçluluğunu göstermez.

Ama bir gazeteci, ortaya atılan ciddi iddiaların akıbetini sormaya devam eder. Yeni bilgiye bakar, açıklamayı izler, çelişki varsa üzerine gider.

Fikrî takip dediğimiz işin biraz da sabrı buradadır.

Bugün yazıp yarın unutunca okura ne diyeceğiz?

“Telefon çok çaldı, biz de dosyayı kapattık” mı?

Bu konuyu takip etmemin nedeni, yaşadıklarının duyulmasını ve iddialarının araştırılmasını bekleyen insanların sesini kamuoyuna taşımaktır. Onların anlattıkları da araştırılacak, senin vereceğin cevap da değerlendirilecek.

Ölçümüz, ortaya konulan bilgi ve belgeler olacak.

Süleyman Hilmi…

Telefonun öbür ucundan gelen uzun izahlar yerine, doğrudan söyleyeceğin sözü bekliyoruz.

Cevabın varsa bu sütunlarda ona da yer var.

Çünkü sonunda okurun merak ettiği, kimin kimi aradığı değil; bu iddialara ne cevap verildiği.

Yeni yazılarda buluşmak dileğiyle sevgiyle ve MAP'la kalın.