HERKES GAZETECİ OLDU!

Mehmet Ali Parmaksız | Güncel Alanya Haber

Alanya’da son yıllarda ilginç bir gelişme var: Sabah dükkânını açan, öğleden sonra mikrofonunu eline alıyor. Çorbacı haber yorumluyor, köfteci gündem belirliyor, çiftçi canlı yayın yapıyor. Bu hızla gide.rsek yakında garson siparişi almadan önce “Kameralara bir açıklamanız olacak mı?” diye soracak.

Yanlış anlaşılmasın; kimsenin mesleğine sözüm yok. Köfte pişirmek de emek ister, halı satmak da toprağı işlemek de. Üstelik gazetecilik yapmak için insanın ömrü boyunca yalnızca gazetecilik yapmış olması gerektiğini savunmuyorum. Merakı, emeği ve dürüstlüğü olan herkes haberin peşine düşebilir. Hatta aramıza sonradan katılanların bir kısmı, yıllardır kendisine gazeteci diyenlerden daha dikkatli iş çıkarıyor. Bunu da teslim edelim.

Mesele başka: Elinde mikrofon tutan herkes gazeteci, eline geçen her bilgi de haber olmuyor.

Gazetecilik, duyduğunu yüksek sesle tekrarlama mesleği değildir. Bir iddiayı kimin ortaya attığını bilmek, belgeyi görmek, ilgili kişiye sormak, yanıtını aktarmak ve yanlış yaptıysan düzeltmek gerekir. Hele küçük bir şehirde, bir cümle bazen bir insanın yıllarca taşıyacağı yük hâline gelir. Bu yüzden kalemin ucunda yalnızca mürekkep değil, sorumluluk da bulunmalı.

Bugün Alanya’da kimi ekranların önüne geçip öyle bir konuşuyor ki insan ister istemez soruyor: “Haberin kaynağı kim?” Cevap hazır: “Herkes biliyor.” Güzel kardeşim, herkesin bildiği şey bazen kimsenin doğrulamadığı şeydir. “Bana söylediler” diye başlayan bir cümle, araştırılmadan manşete taşınırsa haber olmaz; olsa olsa kulaktan kulağa oyununun kameralı sürümü olur.

Bir de yıllardır bu mesleğin içinde olup mesleğin en temel ödevlerini unutmuş olanlar var. Onları görmezden gelirsek yeni gelenlere haksızlık ederiz. Gazeteciliğin itibarını yalnızca sonradan gelenler zedelemiyor. Kimileri yıllardır basın kartını bir soru sorma aracı yerine kapı açan anahtar sanıyor. Kimileri de kalemini, hesap sorulması gereken yere değil, hesabını ödediği masaya göre kullanıyor. İşte bu yüzden tartışmayı diplomaya ya da eski mesleğe sıkıştırmak kolay, fakat eksik.

Ben 37 yılımı bu mesleğe verdim. Bu süre insana her şeyi bildiğini değil, bilmediğini de sorması gerektiğini öğretiyor. Bir haberden önce birkaç telefon daha açmayı, acele hüküm vermemeyi, haklı bir itiraz karşısında dönüp metne yeniden bakmayı öğretiyor. En önemlisi de gazetecinin kendi sesine âşık olmaması gerektiğini öğretiyor. Çünkü gazetecilikte esas olan “Ben söyledim” değil, “Okur bunu hangi bilgiye dayanarak bilecek?” sorusudur.

Uzun zamandır söylüyorum: Bu ülkenin beslenme ve barınma kadar, basın alanında da ciddi bir düzene ihtiyacı var. Buradan “Beğenmediğimiz sesi susturalım” sonucu çıkarmayın. Tam tersine; gazetecinin özgürce soru sorabildiği, okurun kimin neyi hangi dayanakla yazdığını görebildiği, yanlışların düzeltildiği ve mesleki sorumluluğun açıkça tarif edildiği bir ortamdan söz ediyorum. Kurallar, güçlü olanı eleştiriden korumak için değil, kamunun doğru bilgi alma hakkını korumak için anlam taşır.

Adaletmiş, düzenmiş, sistemmiş… Elbette hepsi önemli. Fakat kamuoyu her gün doğrulanmamış sözlerle beslenirse hangi meseleyi sağlıklı konuşabiliriz? Gerçekleri öğrenmek için başvurduğumuz yer güven vermiyorsa şehir de kendi gündemini sağlıklı tartışamaz.

O yüzden çorbacı arkadaşım haber yapacaksa buyursun yapsın. Belki araştırırken gösterdiği titizlikle hepimize örnek olur. Köfteci arkadaşım mikrofon tutacaksa o da tutsun. Yeter ki haberi köfte gibi iki yüzünü kızartıp servis etmesin. Halıcı arkadaşım yazacaksa yazsın; yalnız iddianın altına delil yerine desen döşemesin. Çiftçi arkadaşımın da emeğine saygımız sonsuz; yeter ki duyduğu her sözü doğrulanmış bilgi diye ekip ertesi gün manşet biçmesin.

Gazeteciliğin kapısı herkese açık olabilir. O kapıdan girenin yükü de bellidir: Sor, araştır, doğrula, karşı tarafa söz ver, yanılırsan düzelt.

Geriye kalan mı? Kamera açmak kolay. Haberin ağırlığını taşımak biraz daha zor.

Yeni yazılarda buluşmak dileğiyle sevgiyle kalın MAP'la kalın..