BELGELER KONUŞSUN, SÖYLENTİLER DEĞİL!

Ben bu dosyada hâkim değilim. Kimse hakkında mahkûmiyet kararı veremem. Ancak önümdeki resmî belgeleri karşılaştırır, çelişkileri gösterir ve kamuoyu adına cevap isterim.

İlgili dönemde Alanya Belediyesinde tekniker olarak görev yapan Süleyman Hilmi Erdoğan hakkında yürütülen disiplin işlemleri, sosyal medya hesaplarına ilişkin iddialar ve farklı makamlara yaptığı başvurular resmî kayıtlarda yer alıyor.

Alanya Belediyesinin 24 Haziran 2021 tarihinde mahkemeye sunduğu savunmada, “@sherd007” ve sonradan kullanıcı adı değiştirildiği ileri sürülen “@sard…” hesaplarından yapılan paylaşımların Erdoğan’a ait olduğu iddia ediliyor.

Fakat açık konuşalım: Belediyenin savunması bağımsız bir dijital bilirkişi raporu değildir. Hesabın aidiyetini kesinleştiren bir ceza mahkemesi kararı da elimizde bulunmuyor. Bu nedenle “Hesap kesin olarak Erdoğan’a aittir” diyemem.

Ama şunu sorabilirim:

Süleyman Hilmi Erdoğan, bu hesapları kullandın mı? Kullanmadıysan hesabın gerçek sahibinin bulunması için hangi hukuki girişimlerde bulundun?

Dosyada başka bir önemli çelişki daha var.

Belediye savunması, 7 Nisan 2021 tarihli kınama cezasını anonim sosyal medya paylaşımlarıyla ilişkilendiriyor. Antalya Valiliğinin 20 Mayıs 2022 tarihli yazısındaki araştırma raporu özeti ise aynı cezayı kaçak yapı mühürleme işlemi sırasında yaşandığı belirtilen bir olay ve vatandaş şikâyeti üzerinden anlatıyor.

Aynı ceza, iki resmî belgede neden farklı gerekçelerle açıklanıyor?

Tam disiplin soruşturması, ceza kararı ve gerekçeli mahkeme hükmü ortaya konulmadan bu çelişkiyi çözemeyiz. İstinaf başvurusu yapıldığı anlaşılıyor; ancak Konya Bölge İdare Mahkemesinin nihai kararı da mevcut dosyada bulunmuyor.

Diğer taraftan Erdoğan’ın İçişleri Bakanlığına, Kaymakamlığa ve CİMER’e mobbing başvurularında bulunduğu belgelerle sabit. Bu başvurular üzerine Antalya Valiliğinin araştırmacı görevlendirdiği de resmî yazıda görülüyor.

Şikâyette bulunmak anayasal bir haktır. Kimse CİMER’e, savcılığa veya bakanlığa başvurduğu için suçlanamaz. Sonuçsuz kalan her şikâyet de kendiliğinden iftira sayılmaz.

Fakat şikâyet hakkı; bilerek gerçeğe aykırı isnatta bulunma, delil üretme, özel bilgileri hukuka aykırı yayma veya resmî makamları menfaat sağlamak amacıyla baskı aracı olarak kullanma hakkı değildir.

Gelelim dosyanın en ağır iddiasına…

Süleyman Hilmi Erdoğan’ın 600 bin avro ve bir dubleks daire karşılığında bazı şikâyetlerinden vazgeçtiği ileri sürülüyor. Ancak benim önümde bu iddiayı doğrulayan banka dekontu, tapu kaydı, sulh sözleşmesi veya şikâyetten vazgeçme dilekçesi bulunmuyor.

Bu nedenle “Parayı ve daireyi aldı” diyemem. İddiayı gerçekmiş gibi de yayımlayamam.

Fakat gerçekten bir ödeme veya taşınmaz devri yaşandıysa bunun kimden kime, hangi tarihte ve hangi hukuki sebeple yapıldığının açıklanmasını istemek gazetecilik görevidir. Ödeme öncesinde veya sonrasında hangi şikâyetler sona erdi? Sosyal medya paylaşımlarının durdurulması anlaşmanın şartı mıydı? Belediye görevi sırasında edinilen bilgi ve belgeler bu süreçte kullanıldı mı?

Bunların cevabı söylentiyle değil; banka kaydıyla, tapuyla, sözleşmeyle ve dosya tarihleriyle verilir.

Bir de kamuoyunda konuşulan “38 yıl” hesabı var.

Açıkça belirteyim: Bu rakam Erdoğan’ın alacağı ceza değildir. Bir mahkûmiyet tahmini hiç değildir. Tehdit, şantaj, kişisel veri suçu, görev sırrının açıklanması, iftira ve rüşvet gibi farklı suç ihtimallerinin, birbirinden bağımsız fiillerle işlendiği ve ayrı ayrı kanıtlandığı varsayımına dayanan aritmetik üst toplamdır.

Oysa ceza hukuku yalnızca toplama işlemi değildir. Aynı fiilin birden fazla suç tanımına girmesi, zincirleme suç, suç tarihi, mağdur ve fiil sayısı ile alternatif suç hükümleri sonucu tamamen değiştirebilir. TCK’nin içtima hükümleri de cezaların her durumda otomatik olarak üst üste eklenemeyeceğini gösteriyor.

Ben kimseyi 38 yıla mahkûm etmiyorum. Ben belge istiyorum.

Süleyman Hilmi Erdoğan’ın cevap ve düzeltme hakkı sonuna kadar açıktır. Belediyenin, Valiliğin ve iddialarda adı geçen diğer tarafların da ellerindeki kayıtları açıklaması gerekir.

Çünkü bu dosyada asıl mesele bir kişiyi peşinen suçlu ilan etmek değildir. Asıl mesele şudur:

Resmî makamlar kamu yararının sağlanması için mi harekete geçirildi, yoksa özel bir hesabın ve menfaat arayışının aracı hâline mi getirildi?

Bunun cevabını manşetler değil, belgeler verecektir.

Yeni yazılarda buluşmak dileğiyle; sevgiyle kalın, MAP’la kalın.