Alanya'da İş İnsanına silahlı saldırı
Alanya'da İş İnsanına silahlı saldırı
İçeriği Görüntüle

Erdoğan’ın Suskunluk Dosyası.
Alanya Belediyesi’nde uzun süredir tartışma konusu olan Süleyman Hilmi Erdoğan dosyasında, kamuoyunun bugüne kadar fazla konuşmadığı birçok ayrıntı belge ve başvurularla yeniden gündeme geldi. CİMER, TBMM Dilekçe Komisyonu, Kamu Denetçiliği Kurumu, disiplin süreci ve mahkeme kararları dosyanın sadece bilinen iddialardan ibaret olmadığını ortaya koyuyor.
I M G 20260703 W A0006
Alanya Belediyesi çevresinde yıllardır farklı iddialar, başvurular ve yargı süreçleriyle gündeme gelen Süleyman Hilmi Erdoğan dosyasında, bugüne kadar kamuoyunun dikkatinden kaçan birçok başlık bulunuyor.
Dosyalarda yer alan bilgiler; belediye içi disiplin süreçlerinden CİMER başvurularına, mobbing iddialarından mahkeme kararlarına, sosyal medya hesapları tartışmasından belediye binasında yaşandığı belirtilen fiziki olaya kadar geniş bir alanı kapsıyor.
Bu yönüyle dosya, yalnızca bir personel uyuşmazlığı ya da yalnızca siyasi tartışma başlığı olarak değil; idari, hukuki ve kamuoyu boyutu olan çok katmanlı bir süreç olarak dikkat çekiyor.
Başvurular CİMER, TBMM ve Kamu Denetçiliği’ne kadar taşındı
Dosyada dikkat çeken başlıklardan biri, Süleyman Hilmi Erdoğan’ın şikâyet ve başvurularının yalnızca belediye içinde kalmaması oldu.
Belgelerde Erdoğan’ın; Alanya Belediye Başkanı Adem Murat Yücel ve dönemin bazı belediye yöneticileri hakkında mobbing iddialarıyla çeşitli kurumlara başvurduğu görülüyor.
Erdoğan’ın CİMER üzerinden yaptığı başvuruların yanı sıra TBMM Dilekçe Komisyonu ve Kamu Denetçiliği Kurumu’na da müracaat ettiği dosya kayıtlarında yer aldı.
Bu başvurularda, belediye içinde sistematik baskıya maruz kaldığı, kendisine görev alanı dışında işler verildiği, bazı süreçlerin tarafsız yürütülmediği ve yaptığı başvurulara yeterli cevap verilmediği iddia edildi.
“Araç sayımı” görevi mobbing iddiasının merkezine yerleşti
Dosyada öne çıkan ancak bugüne kadar yeterince tartışılmayan bir başka konu ise Erdoğan’a verilen araç sayımı görevlendirmesi oldu.
Erdoğan, teknik kadroda görev yapmasına rağmen farklı noktalarda araç sayımı yaptırıldığını ve bunun olağan bir idari görev olmaktan çok, psikolojik baskı aracı olarak kullanıldığını ileri sürdü.
Dilekçelerde, Alanya’nın farklı bölgelerinde belirli tarih ve saatlerde yapılan bu görevlendirmelerin kamera kayıtlarıyla incelenmesi talep edildi. Erdoğan, MOBESE ve belediye çevresindeki kamera görüntülerinin alınması halinde iddialarının açıklığa kavuşacağını savundu.
Bu noktada kamuoyunun yanıt beklediği soru ise şu oldu:
Eğer araç sayımı görevlendirmeleri olağan bir idari ihtiyaç kapsamında yapıldıysa, bu sayımlar hangi raporda kullanıldı? Eğer kullanılmadıysa, bu görevlendirmelerin amacı neydi?
Kınama cezası ve sosyal medya hesapları tartışması
Süleyman Hilmi Erdoğan dosyasının en dikkat çekici bölümlerinden biri de hakkında verilen kınama cezası süreci oldu.
Dosya kayıtlarına göre, bazı sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımlar nedeniyle Erdoğan hakkında disiplin soruşturması yürütüldü. Belediyenin savunmasında, söz konusu paylaşımlarla kurum personeli ve belediye dışındaki bazı kişiler hakkında ithamlarda bulunulduğu, kamu görevlisi vakarına aykırı davranıldığı ve kurum düzeninin zarar gördüğü ileri sürüldü.
Erdoğan ise söz konusu sosyal medya hesaplarının kendisine ait olduğuna dair kesin teknik tespit bulunmadığını, disiplin sürecinin varsayımlar ve tanık beyanları üzerinden yürütüldüğünü savundu.
Konu idari yargıya da taşındı. Mahkeme çoğunluğu, kınama cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı yönünde karar verdi. Ancak dosyada dikkat çeken bir ayrıntı daha vardı: Karara karşı yazılan azlık oyunda, savunma hakkı yönünden tartışmalı bir durum bulunduğu vurgulandı.
Bu ayrıntı, disiplin sürecinin yalnızca sonucu bakımından değil, usul yönünden de tartışıldığını gösterdi.
Belediye binasında yaşanan olay yargıya taşındı
Dosyada yer alan bir diğer önemli başlık ise Alanya Belediyesi binasında yaşandığı belirtilen fiziki olay oldu.
Kayıtlara göre, 6 Nisan 2021 tarihinde belediye binasında Süleyman Hilmi Erdoğan ile Süleyman Akın arasında yaşanan olay sonrası basit yaralama iddiasıyla yargı süreci başladı.
Mahkeme dosyasında olayın belediye binasında gerçekleştiği, müştekinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı belirtildi. Yargılama sonunda sanık hakkında kasten yaralama suçundan ceza verildiği, ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği dosya kayıtlarına yansıdı.
Aynı süreçte hakaret, tehdit ve kişinin hatırasına hakaret yönünden ise kovuşturmaya yer olmadığına dair karar bulunduğu görüldü.
Bu başlık, belediye içindeki gerilimin yalnızca dilekçe ve sosyal medya düzeyinde kalmadığını; fiziki olay iddiasıyla mahkemeye kadar taşındığını ortaya koydu.
Ön inceleme sürecine yönelik tarafsızlık itirazı
Erdoğan’ın başvurularında en dikkat çekici iddialardan biri de ön inceleme süreçlerinin tarafsız yürütülmediği yönünde oldu.
Dilekçelerde, bazı tanıkların dinlenmediği, dosyanın mobbing iddialarından uzaklaştırıldığı ve inceleme sürecinde şikâyet edilen kişilerin lehine hareket edildiği ileri sürüldü.
Erdoğan, sunduğu bilgi, belge ve tanık taleplerinin yeterince değerlendirilmediğini savundu.
Bu iddialar, dosyanın yalnızca kişiler arası bir anlaşmazlık olmadığını; idari denetim mekanizmalarının nasıl işletildiği sorusunu da beraberinde getirdi.
Mobbing iddiaları geniş bir çerçevede anlatıldı
Dosyalarda mobbing iddiası yalnızca genel bir “baskı gördüm” beyanıyla sınırlı kalmadı.
Erdoğan; görev alanı dışında çalıştırılma, küçük düşürülme, itibarsızlaştırılma, çalışma arkadaşlarıyla ilişkisinin zedelenmesi, sosyal ve mesleki çevreden dışlanma, tehdit algısı ve psikolojik baskı gibi çok sayıda iddiayı aynı süreç içinde değerlendirdi.
Başvurularda mobbing kavramına ilişkin hukuki ve akademik açıklamalara da yer verildiği görüldü.
Ancak bu noktada tartışma iki ayrı ihtimal üzerinde yoğunlaşıyor:
Ortada gerçekten sistematik bir mobbing süreci mi vardı, yoksa belediye içindeki görev, disiplin ve kişisel anlaşmazlıklar zamanla daha büyük bir mücadeleye mi dönüştü?
Cevap bekleyen sorular
Dosyada yer alan belgeler birlikte değerlendirildiğinde, kamuoyunun yanıt beklediği birçok soru bulunuyor:
Erdoğan’ın CİMER, TBMM ve Kamu Denetçiliği Kurumu’na yaptığı başvurular hangi somut sonuçları doğurdu?
Araç sayımı görevlendirmeleri hangi idari ihtiyaç kapsamında yapıldı?
Bu görevlendirmeler sonucunda resmi bir rapor hazırlandı mı?
Kamera görüntüsü talepleri karşılandı mı?
Kınama cezasına dayanak yapılan sosyal medya hesapları konusunda teknik ve kesin bir tespit var mıydı?
Mahkeme kararındaki azlık oyunda vurgulanan savunma hakkı tartışması neden yeterince gündeme gelmedi?
Belediye binasında yaşanan fiziki olay sonrası idari yönden ayrıca işlem yapıldı mı?
Ön inceleme sürecinde dinlenmediği iddia edilen tanıklar neden sürece dahil edilmedi?
Dosya tek başlıkla açıklanamayacak kadar geniş
Süleyman Hilmi Erdoğan dosyası, yalnızca bir belediye personelinin şikâyetlerinden ibaret görünmüyor.
Dosya; disiplin soruşturması, sosyal medya paylaşımları, CİMER ve TBMM başvuruları, Kamu Denetçiliği Kurumu müracaatları, mobbing iddiaları, idari inceleme itirazları ve mahkemeye taşınan fiziki olaylarla çok yönlü bir yapıya sahip.
Bugüne kadar dosyanın bazı başlıkları kamuoyunda tartışıldı. Ancak belgelerde yer alan birçok ayrıntı hâlâ gölgede duruyor.
Alanya kamuoyunun önünde şimdi şu temel soru var:
Bu süreç gerçekten hukuki ve idari mekanizmalarla tüm yönleriyle aydınlatıldı mı, yoksa dosyanın bazı bölümleri bugüne kadar bilinçli ya da bilinçsiz şekilde arka planda mı bırakıldı?
Cevap bekleyen çok sayıda başlık, belge ve iddia var.
Bu nedenle Süleyman Hilmi Erdoğan dosyası, yalnızca konuşulan yönleriyle değil, bugüne kadar yeterince konuşulmayan ayrıntılarıyla da Alanya gündemindeki yerini koruyacağa benziyor.