10 Kasım’da Sınav Olur mu? Atatürk’ün İzinde, Çelişkiler Gölgesinde Bir Eğitim Anlayışı Tarih, bir milletin hafızasıdır; bazı günler ise o hafızanın en hassas, en derin damarıdır.
10 Kasım’da Sınav Olur mu? Atatürk’ün İzinde, Çelişkiler Gölgesinde Bir Eğitim Anlayışı
Tarih, bir milletin hafızasıdır; bazı günler ise o hafızanın en hassas, en derin damarıdır. 10 Kasım… Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikal ettiği, yediden yetmişe herkesin yüreğinde aynı hüzünlü sessizliği ve minneti taşıdığı o müstesna gün.
Her yıl 10 Kasım’da saatler 09.05’i gösterdiğinde hayat durur. Sirenler çalar, sokaklar susar, milyonlar aynı anda saygı duruşunda birleşir. İşte bu derin anlamlı günün, MEB’in 2026-2027 eğitim-öğretim yılı ortak sınav takvimi kapsamında bir sınav günü olarak belirlenmesi, vicdanlarda ve akıllarda haklı bir soru işaretine, hatta derin bir kırgınlığa yol açtı.
Sabah saat 08.45’te Atatürk’ü Anma Günü törenleri yapılacak, saat 09.05’te saygı duruşunda bulunulacak, hemen ardından ise milyonlarca ortaokul ve lise öğrencisi Türkçe veya Coğrafya sınav kitapçıklarının başına oturtulacak.
Soruyoruz: Bu acele neden? Türkiye’nin takviminde 365 gün, bir eğitim-öğretim yılında onlarca hafta varken, neden özellikle 10 Kasım?
Saygı Duruşundan Sınav Salonuna: Zihinsel Bir Çelişki
Bir öğrencinin sabah törende gözleri dolmalı, o günün tarihsel ve manevi ağırlığını idrak etmeli, Atatürk’ün fikirlerini ve mirasını anlamaya odaklanmalıdır. Ancak aynı öğrenciye, siren sesinin yankısı henüz kulaklarındayken, "Hadi bakalım, şimdi masaya geçin, not kaygısıyla soruları çözün" demek hangi pedagojik yaklaşımla açıklanabilir?
Milli eğitim, sadece bilgi aktaran bir mekanizma değildir; aynı zamanda bir ruh, bir aidiyet ve değerler aktarımı sürecidir. 10 Kasım’da sınav yapmak, bu hassas dengeyi zedelemekten başka bir işe yaramaz. Öğrencileri bir yandan anma törenine katılıp saygı duruşunda bulunmaya zorlayıp, diğer yandan akıllarını "Sınavda hangi soru çıkacak?" kaygısıyla doldurmak, o günün anlamını ve ruhunu gölgelemektedir.
Takvimde Yer mi Kalmadı?
Elbette okulların bir sınav takvimi vardır, dönemin planlanması gereken haftaları, müfredatın yetiştirilmesi gereken konuları bulunur. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun anıldığı, milli birliğin ve şükran duygusunun en üst düzeyde yaşandığı bir günü sınav maratonuna kurban etmek, "plansızlıktan" öte bir duyarsızlık örneğidir.
Okul müdürlüklerine "ihtiyaç duyulursa saat değiştirebilirsiniz" esnekliğinin tanınmış olması bu hatayı ortadan kaldırmaz. Bu, sorumluluğu merkeze değil yere atmaktan başka bir şey değildir. Bu tür kritik ve hassas tarihlerde insisatif bırakılmamalı, genelgeyle en baştan koruma altına alınmalıdır.
Tarihin Akışına Saygı
Atatürk, "Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk hâlinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder" diyerek eğitimin hayatiyetini vurgulamıştı. O’nu yetiştirdiği nesillerin anması, O’nun kurduğu cumhuriyete sahip çıkması en büyük ödevimizdir.
10 Kasım, bir yarış günü, not kapma mücadelesi ya da sınav stresi yaşanacak bir zaman dilimi olmamalıdır. Bu ülkenin evlatları o gün ders salonlarında ter dökmek yerine, Cumhuriyet’in kurucusuna duydukları minneti huzurla, zihinleri berrak bir şekilde gösterebilmelidir.
Başka bir gün yok muydu? Elbette vardı. Ve geç kalmış sayılmayız; bu yanlıştan bir an önce dönülmeli, çocuklarımızın hafızasına sınav stresiyle değil, tarihe duyulan saygıyla kazınacak bir düzenleme yapılmalıdır. Çünkü bazı günler notlarla değil, vefayla ölçülür.
