11 YILLIK “GÖLGE HESAP” DOSYASI: YAŞATILANLARIN HESABI HUKUK ÖNÜNDE SORULMALI
Süleyman Hilmi Erdoğan hakkındaki rüşvet, para ve taşınmaz iddiaları savcılık tarafından bütün yönleriyle araştırılmalı
Alanya’da yaklaşık 11 yıla yayıldığı ileri sürülen anonim sosyal medya paylaşımları; siyasetçilerden belediye çalışanlarına, iş insanlarından mimar ve müteahhitlere kadar çok sayıda kişiyi hedef aldı. İnsanların yalnızca meslekleri ve itibarları değil, eşleri, çocukları ve özel hayatları da tartışmanın içine çekildi. Şimdi kamuoyunun önünde iki temel soru bulunuyor: Bu paylaşımlar nedeniyle mağdur olduğunu belirten insanların yaşadıklarının hukuki hesabı sorulacak mı? Süleyman Hilmi Erdoğan hakkında gündeme getirilen para, taşınmaz ve rüşvet iddiaları savcılık tarafından araştırılacak mı?
Alanya kamuoyu, yıllardır şikâyet dilekçeleri, belediye dosyaları, sosyal medya mesajları, operasyon imaları, mahkeme haberleri ve karşılıklı suçlamalarla şekillenen bir süreci izliyor.
Bu sürecin merkezinde, Alanya Belediyesinde tekniker olarak görev yaptıktan sonra 16 Ağustos 2023 tarihinde emeklilik talebinde bulunan Süleyman Hilmi Erdoğan bulunuyor.
Erdoğan kendisini; belediyedeki hukuka aykırı iş ve işlemleri ortaya çıkardığı için mobbinge, disiplin soruşturmalarına ve fiziki saldırılara maruz kalan bir kamu görevlisi olarak tanıttı. İçişleri Bakanlığına sunduğu dilekçelerde 2017 yılında motosiklet kullanırken kendisine araçla çarpılmaya çalışıldığını, 2019’da belediyenin ek hizmet binasında saldırıya uğradığını, 2021’de belediye binasında darbedildiğini ve aynı yıl evinin önünde silahlı saldırıya uğradığını ileri sürdü.
Ayrıca belediye yöneticileri ve çalışanları hakkında yaptığı şikâyetler sonucunda ağır ceza davaları açıldığını savundu.
Ancak Erdoğan’ın mağduriyet iddiaları, onun tarafından kullanıldığı ileri sürülen anonim sosyal medya hesabından yıllar boyunca yapıldığı belirtilen paylaşımların ayrıca araştırılması gereğini ortadan kaldırmıyor.
Bir kişinin haksızlığa uğramış olması, başkalarını yargı kararı olmaksızın suçlu ilan etmesini; kişilerin ailelerini ve çocuklarını hedef almasını; devlet kurumlarının adını kullanarak korku oluşturmasını veya henüz sonuçlanmamış dosyaları bir baskı aracına dönüştürmesini hukuken ve vicdanen meşru hâle getirmez.
11 YIL BOYUNCA KİMLER HEDEF ALINDI?
İncelenen haber ve görsellerde, Süleyman Hilmi Erdoğan tarafından kullanıldığı öne sürülen anonim hesabın 2015–2026 döneminde aktif olduğu ve 17 bini aşkın paylaşım yaptığı iddia ediliyor.
Bu paylaşımların hedefinde yalnızca bir belediye başkanı veya birkaç üst düzey yönetici bulunmuyordu.
Belediye başkanları, başkan yardımcıları, meclis üyeleri, müdürler, memurlar, işçiler, mimarlar, müteahhitler, gazeteciler, iş insanları ve siyasetçiler hakkında çok sayıda suçlayıcı mesaj yayımlandığı belirtiliyor.
Bazı kişiler açık isimleriyle, bazıları ise onları tanıyan çevreler tarafından kim oldukları anlaşılabilecek lakaplarla gündeme getirildi.
“Patagonya”, “Patagonya Belediyesi”, “Patagonya reisi”, “Patagonya kaymakamı”, “emmi”, “bizim oğlan”, “Mimit”, “kıdemli tetikçi”, “Lazoğlu”, “mavi takkeli”, “yandaş”, “emanetçi”, “gizli ortak”, “patron”, “tilki”, “asalak”, “yalama” ve “hırsız” gibi ifadeler kullanıldığı aktarıldı.
Gerçek isimlerin yazılmaması, hedef alınan kişilerin belli olmadığı anlamına gelmiyor.
Alanya gibi siyasi, ticari ve bürokratik çevrelerin birbirini yakından tanıdığı bir yerde, belirli olaylar ve görevler üzerinden kullanılan lakapların kimleri işaret ettiği kolaylıkla anlaşılabiliyordu.
Bu yöntemle kişiler kamuoyu önünde suçlanıyor, aşağılanıyor ve tartışmanın merkezine yerleştiriliyor; ancak paylaşımı yapan kişi “İsim vermedim” savunmasının arkasına çekilebiliyordu.
“BOMBA”, “OPERASYON” VE “AĞIR CEZA” SÖYLEMLERİ
Paylaşımlarda kullanıldığı aktarılan dil, sıradan bir siyasi eleştirinin çok ötesindeydi.
“Bu akşam size bir bomba haber.”
“2025 yılının bombası yolda.”
“Haftaya operasyona başlıyoruz.”
“Bu hafta birileri için iyi işlerin bittiği hafta olacak.”
“Bir ağır ceza paklar.”
“Bir sabah aynasızlar kapısında.”
“Seni bu âleme rezil etmezsem bana adam demesinler.”
“Yaşayacaklarınızdan siz sorumlusunuz, ben değil.”
Bu ifadeler, paylaşımı yapan kişinin yalnızca bir görüş açıklamadığı; operasyonları, soruşturmaları ve mahkeme süreçlerini önceden bilen ya da yönlendirebilen bir güç görüntüsü vermeye çalıştığı iddiasını gündeme getiriyor.
Savcılık, emniyet, müfettiş, kaymakamlık, valilik, İçişleri Bakanlığı, Danıştay ve ağır ceza mahkemeleri gibi kurumların adlarının sık sık kullanıldığı; “Dosya bende”, “Soruşturma geliyor” ve “Operasyon başlayacak” havası oluşturulduğu belirtiliyor.
Devlet kurumlarının adının, insanlarda korku oluşturmak veya paylaşımı yapan kişiyi dokunulmaz göstermek amacıyla kullanılıp kullanılmadığı araştırılmalıdır.
Bir soruşturmanın varlığı, kişinin suçlu olduğu anlamına gelmez.
Bir dosyanın savcılığa ulaşması mahkûmiyet değildir.
Soruşturma izni verilmesi de suçun işlendiğini kesinleştirmez.
Buna rağmen kişiler hakkında daha yargılama yapılmadan suçlu hükmü kurulmuşsa bunun sorumluluğu “Sosyal medya paylaşımıydı” denilerek geçiştirilemez.
İNSANLARIN İŞİ, İTİBARI VE SOSYAL HAYATI ETKİLENDİ Mİ?
Yıllar boyunca bir kişi hakkında düzenli şekilde “hırsız”, “rüşvetçi”, “gizli ortak”, “tetikçi” veya “ihaleye fesat karıştıran kişi” algısı oluşturulması, yalnızca sanal ortamda kalan bir tartışma değildir.
Bu tür suçlamalar insanların ticari ilişkilerini, görevlerini, aile hayatını, siyasi kariyerini ve toplum içindeki saygınlığını doğrudan etkileyebilir.
Hakkında sürekli suçlayıcı paylaşım yapılan bir müteahhit iş kaybedebilir.
Bir kamu çalışanının meslek hayatı zarar görebilir.
Bir siyasetçi, hakkında herhangi bir mahkûmiyet bulunmasa bile toplum önünde suçlu gibi algılanabilir.
Bir gazeteci veya iş insanı, yıllarca taşıyacağı bir şüpheyle karşı karşıya bırakılabilir.
Bu nedenle “Paylaşım yaptım ve geçtim” denilemez.
Eğer paylaşımların anonim hesabın sahibince sistematik biçimde, belirli kişileri korkutmak, itibarsızlaştırmak, susturmak veya belirli bir yönde davranmaya zorlamak amacıyla yapıldığı tespit edilirse bunun hukuki sonuçları olmalıdır.
Hesap kime aitse, yazılanların ve insanlara yaşatılanların hesabını hukuk önünde vermelidir.
AİLELER VE ÇOCUKLAR NEDEN HEDEF ALINDI?
Dosyanın en ağır bölümlerinden biri, suçlamaların doğrudan olaylarla ilgisi bulunmayan eşlere ve çocuklara kadar uzanmasıdır.
Paylaşımlarda:
“Üzüldüğüm nokta yapan değil de evladına çekecek olması.”
“Demek ki evlat acısını tadacak.”
şeklinde ifadelerin kullanıldığı aktarıldı.
Bunun yanında bazı kişilerin çocuklarının eğitim giderlerinin başkaları tarafından karşılandığı, eşlerinin kurumlara yerleştirildiği, mal ve araçların eşler üzerine yapıldığı gibi iddialar da gündeme getirildi.
Bir kamu görevlisinin mal varlığında açıklanamayan bir artış olduğu iddia ediliyorsa bu durum elbette araştırılabilir.
Ancak çocukların hedef alınması, aile üyelerinin aşağılayıcı bir üslupla tartışmaya çekilmesi ve “evlat acısı” üzerinden mesaj verilmesi kamu yararıyla açıklanamaz.
Yetişkinler arasındaki siyasi, ticari veya idari çatışmaların çocuklara kadar uzatılması, kamuoyunun haber alma hakkının değil; psikolojik baskının ve kişisel hesaplaşmanın konusu hâline gelir.
Yıllarca bu mesajların hedefi olduğunu belirten ailelerin yaşadıkları da araştırılmalıdır.
Tehdit edildiğini, korkutulduğunu, itibarının zedelendiğini veya ailesinin huzurunun bozulduğunu belirten kişiler dinlenmeli; şikâyetleri varsa dosyalar bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
“BEN DE MAĞDURDUM” SAVUNMASI HER ŞEYİ AÇIKLAR MI?
Süleyman Hilmi Erdoğan’ın sunduğu belgeler, kendisinin de ciddi olaylar yaşadığını ileri sürdüğünü gösteriyor.
Erdoğan; 6 Nisan 2021 tarihinde belediye binasında saldırıya uğradığını ve saldırgan hakkında Alanya 11. Asliye Ceza Mahkemesince mahkûmiyet kararı verildiğini belirtiyor.
8 Kasım 2021 tarihinde evinin önünde iki kişi tarafından silahlı saldırıya uğradığını, 30 Kasım 2021 tarihinde ise dönemin belediye başkanının kendisine fiziki ve sözlü şiddet uyguladığını iddia ediyor.
Kendisi hakkında verilen kınama ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarının yargı mercilerince kaldırıldığını veya iptal edildiğini de dilekçelerinde anlatıyor.
Bu iddialar görmezden gelinemez.
Gerçekten saldırıya uğramışsa saldırganlar ve varsa azmettiriciler ortaya çıkarılmalıdır.
Hakkında hukuka aykırı disiplin işlemleri yapılmışsa bunun sorumluları da araştırılmalıdır.
Ancak Erdoğan’ın kendi mağduriyet anlatısı, anonim hesaptan yapıldığı ileri sürülen eylemler bakımından otomatik bir dokunulmazlık oluşturmaz.
Kendisine haksızlık yapıldığını düşünen bir kişinin başkalarına haksızlık yapması haklı sayılamaz.
Mağduriyet, başkalarının kişilik haklarını ihlal etmenin gerekçesi olamaz.
Bir saldırının mağduru olmak, yüzlerce kişiyi sosyal medya üzerinden yargılama yetkisi vermez.
Bu nedenle dosyanın iki yönü de birbirinden bağımsız olarak soruşturulmalıdır.
34 DOSYA, 18 KİŞİ HAKKINDA DAVA İDDİASI VE BİTMEYEN ŞİKÂYETLER
Erdoğan, İçişleri Bakanlığına sunduğu dilekçede Alanya’nın farklı mahallelerindeki işlemlerle ilgili 34 ayrı dosya hazırladığını belirtti.
Şikâyetleri sonucunda iki başkan yardımcısı ve bazı belediye çalışanlarının da aralarında bulunduğu yaklaşık 18 kişi hakkında resmî belgede sahtecilik suçlamasıyla üç dava açıldığını ileri sürdü.
Kendisi hakkında yürütülen soruşturmaların ise daha önceki disiplin dosyalarıyla aynı olduğunu, bazı şikâyetçilerin kendisiyle husumetli bulunduğunu savundu.
Burada kamuoyunun bilmesi gereken önemli bir ayrım bulunuyor:
Bir kişinin çok sayıda şikâyette bulunması, şikâyetlerin tamamının doğru olduğu anlamına gelmez.
Bir kişi hakkında dava açılması da onun mutlaka suçlu olduğu anlamına gelmez.
Bu nedenle Erdoğan’ın hazırladığını söylediği 34 dosyanın sonuçları açıklığa kavuşturulmalıdır.
Kaç dosya hakkında soruşturma izni verildi?
Kaçı hakkında takipsizlik kararı çıktı?
Kaçı davaya dönüştü?
Kaç sanık beraat etti?
Kaç kişi mahkûm oldu?
Hangi kararlar kesinleşti?
Sosyal medyada büyük ifadelerle duyurulan suçlamaların sonuçları da aynı görünürlükle kamuoyuna açıklanmalıdır.
İddia manşetle duyurulup beraat veya takipsizlik sessizce geçiştiriliyorsa burada adalet arayışından değil, kamuoyu oluşturma çabasından söz edilir.
ASIL DÖNÜM NOKTASI: PARA VE MENFAAT İDDİALARI
Dosya artık yalnızca Erdoğan’ın başkaları hakkında ileri sürdüğü iddialardan ibaret değildir.
Proje kapsamında gündeme getirilen bilgiler arasında, Süleyman Hilmi Erdoğan’ın kendisinin de ciddi para ve menfaat iddialarıyla karşı karşıya olduğu belirtilmektedir.
Özellikle eski belediye yönetimiyle ilişkili olarak dile getirilen 600 bin avroluk para ilişkisi ve bir inşaat projesinden dubleks daire edinildiği yönündeki iddialar, sosyal medya tartışması seviyesinde bırakılamayacak kadar ağırdır.
Bu iddiaların doğruluğu şu aşamada kesinleşmiş bir yargı kararıyla ortaya konulmuş değildir.
Bu nedenle Erdoğan’ın rüşvet aldığı veya hukuka aykırı menfaat sağladığı kesin bir gerçekmiş gibi yazılamaz.
Ancak iddiaların ağırlığı, savcılık makamının devreye girerek konuyu aydınlatmasını zorunlu kılan ciddi bir kamuoyu beklentisi doğurmaktadır.
Çünkü cevaplanması gereken sorular açıktır:
600 bin avroluk bir para hareketi gerçekten var mıdır?
Varsa para kim tarafından, hangi tarihte ve hangi gerekçeyle verilmiştir?
Ödeme banka sistemi üzerinden mi yapılmıştır?
Paranın kaynağı ve gönderilme nedeni nedir?
Bu para bir borç, ticari işlem, satış bedeli veya başka bir hukuki ilişkiye mi dayanmaktadır?
Süleyman Hilmi Erdoğan’ın kendisi veya yakınları adına bir inşaat şirketinden ya da projeden dubleks daire edinilip edinilmediği araştırılmalıdır.
Edinilmişse taşınmazın hangi tarihte, hangi bedelle ve hangi ödeme yöntemiyle devralındığı ortaya konulmalıdır.
Satış bedeli gerçekten ödenmiş midir?
Dairenin gerçek piyasa değeri ile tapuda gösterilen değer arasında fark bulunmakta mıdır?
Taşınmaz edinimiyle Erdoğan’ın daha önce yaptığı şikâyetler veya sonradan ortaya çıktığı ileri sürülen sessizlik arasında herhangi bir bağlantı var mıdır?
Bütün bunların cevabı sosyal medya mesajlarıyla değil; banka dekontları, tapu kayıtları, sözleşmeler, vergi kayıtları, şirket hesapları ve hukuka uygun şekilde incelenecek iletişim kayıtlarıyla verilebilir.
SAVCILIK NELERİ ARAŞTIRMALI?
Rüşvet, para ve taşınmaz iddiaları hakkında etkili bir soruşturma yürütülecekse yalnızca tarafların sözlü beyanlarıyla yetinilmemelidir.
Savcılık makamı, öncelikle iddia edilen 600 bin avroluk para hareketinin gerçekten bulunup bulunmadığını araştırmalıdır.
Erdoğan’ın ve iddialarda adı geçen bağlantılı kişilerin ilgili dönemdeki banka hareketleri, mal varlığı değişiklikleri ve olağan dışı ekonomik işlemleri hukuki usullere uygun şekilde incelenmelidir.
Bir inşaat projesinden dubleks daire edinildiği iddiası doğru mudur?
Taşınmaz hangi şirketten veya kişiden alınmıştır?
Tapu devri hangi tarihte yapılmıştır?
Tapuda gösterilen satış bedeli nedir?
Satış bedelinin ödendiğini gösteren banka dekontu veya başka bir belge var mıdır?
Taşınmazın devir tarihindeki gerçek piyasa değeri ne kadardır?
Tapu bedeliyle piyasa değeri arasında açıklanması gereken bir farklılık bulunmakta mıdır?
Taşınmaz Erdoğan’ın kendisi, yakını veya bağlantılı başka bir kişi adına mı tescil edilmiştir?
İlgili inşaat şirketi veya projeyle Erdoğan’ın daha önce yaptığı şikâyetler arasında bir ilişki var mıdır?
Şikâyetlerin yoğunlaştığı veya sona erdiği tarihlerle para ve taşınmaz hareketlerinin tarihleri örtüşmekte midir?
Taraflar arasında yapılmış sözleşme, protokol, satış belgesi, borç ilişkisi veya başka bir hukuki işlem bulunmakta mıdır?
İddiaları dile getiren kişilerin elinde banka belgesi, tapu kaydı, mesaj, ses kaydı veya tanık beyanı var mıdır?
Savcılık bütün bunları birlikte değerlendirerek maddi gerçeği ortaya çıkarmalıdır.
İddialar asılsızsa bu durum da yargı kararıyla ortaya konulmalı ve Süleyman Hilmi Erdoğan’ın adı bu suçlamalar yönünden temizlenmelidir.
İddialar doğruysa, kim olursa olsun sorumlular hakkında gerekli işlemler yapılmalıdır.
Savcılığın görevi sosyal medyadaki tartışmanın tarafı olmak değil; hem suç isnadında bulunanların hem de suçlananların delillerini toplamak ve gerçeği bütün açıklığıyla ortaya çıkarmaktır.
“HER ŞEY PARA İÇİN MİYDİ?” SORUSU NEDEN SORULUYOR?
Kamuoyunun bu soruyu sormasının nedeni yalnızca ortaya atılan 600 bin avro ve dubleks daire iddiaları değildir.
Asıl şüphe, yıllarca aralıksız biçimde şikâyetlerde bulunan, “bomba” ve “operasyon” paylaşımları yapan veya bu paylaşımlarla ilişkilendirilen bir kişinin daha sonra neden sessizleştiğidir.
Yıllarca hukuksuzluk yapıldığını söylediği kişiler bir anda hukuka uygun davranmaya mı başladı?
Şikâyet ettiği projelerdeki sorunlar çözüldü mü?
Dosyaların tamamı mahkûmiyetle mi sonuçlandı?
Yoksa taraflar arasında kamuoyunun bilmediği bir uzlaşma, ödeme veya menfaat ilişkisi mi kuruldu?
Bunlar birer sorudur; kesinleşmiş suçlama değildir.
Ancak soruların cevapsız bırakılması şüpheleri büyütmektedir.
Erdoğan yıllarca başkalarının taşınmazlarını, ticari ilişkilerini, ortaklıklarını ve mal varlıklarını sorguladıysa kendi hakkında ortaya çıkan para ve taşınmaz iddialarına da açık biçimde cevap vermelidir.
Hesap soran kişinin kendisine soru sorulduğunda susması kabul edilemez.
DİJİTAL CİHAZLARDA NE BULUNDU?
Erdoğan’ın kendi dilekçesine göre 28 Eylül 2023 tarihinde evinde arama yapıldı; cep telefonuna, daha önce kullandığı ikinci telefona ve bilgisayarına el konuldu.
Bu aramanın bir soruşturma kapsamında gerçekleştirildiğini belirten Erdoğan, daha sonra soruşturmayı yürüten savcı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna şikâyette bulunduğunu ifade etti.
Bu noktada cevaplanması gereken önemli bir soru daha bulunuyor:
El konulan dijital cihazlarda anonim sosyal medya hesabıyla bağlantı kuran herhangi bir teknik veri tespit edildi mi?
Hesaba giriş kayıtları, şifreler, taslak mesajlar, görseller veya paylaşım geçmişleri bulundu mu?
Cihaz inceleme raporu hazırlandı mı?
Hazırlandıysa dosya hangi aşamadadır?
Hesabın Erdoğan’a ait olduğu ileri sürülüyorsa bu bağlantı yorumlarla değil teknik bilirkişi raporlarıyla ortaya konulmalıdır.
Hesap Erdoğan’a ait değilse o da yıllarca kendisiyle ilişkilendirilen içerikler konusunda açıkça aklanmalıdır.
Ancak hesap Erdoğan’a aitse yaklaşık 11 yıllık paylaşım trafiğinin yalnızca birkaç münferit mesaj olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
İçeriklerin bütünü, hedef alınan kişiler, mesajların zamanlaması ve paylaşımların amacı birlikte incelenmelidir.
İNSANLARA YAŞATILANLAR CEZASIZ KALMAMALI
Dosyada asıl unutulmaması gerekenler, yıllarca hedef alındığını belirten insanlardır.
Hakkında suçlayıcı paylaşım yapılanlar…
Ailesi ve çocuğu tartışmanın içine çekilenler…
“Operasyon geliyor” denilerek korkutulduğunu söyleyenler…
İşini, itibarını veya çevresini kaybettiğini belirtenler…
Suçsuz olduğu hâlde toplum önünde zan altında kaldığını savunanlar…
Bu kişilerin yaşadıkları “Sosyal medya tartışmasıydı” denilerek küçümsenemez.
Bir paylaşım birkaç saniyede yapılabilir; ancak o paylaşımın bir insanın ailesinde, işinde ve toplumdaki saygınlığında oluşturduğu zarar yıllarca devam edebilir.
Hesabın sahibinin kim olduğu ve içeriklerin hangi amaçla yayımlandığı yargı tarafından kesin olarak belirlenmelidir.
Tehdit, hakaret, iftira, şantaj veya kişilik haklarına saldırı niteliğinde eylemler tespit edilirse sorumlular hukuk önünde hesap vermelidir.
Bu, intikam çağrısı değildir.
Bu, sosyal medyanın bir cezasızlık alanı olmadığının gösterilmesi talebidir.
Yıllarca insanlara korku, endişe ve toplumsal baskı yaşatıldığı iddiaları doğruysa bunun hesabı sorulmalıdır.
İnsanların aile düzenini, ticari itibarını ve sosyal çevresini etkileyen sistematik eylemler, sıradan bir internet tartışması olarak değerlendirilemez.
NE SOSYAL MEDYA MAHKÛMİYETİ NE DE CEZASIZLIK
Süleyman Hilmi Erdoğan’ın uğradığını iddia ettiği saldırılar araştırılmalıdır.
Kendisine mobbing uygulandıysa sorumlular belirlenmelidir.
Hukuka aykırı disiplin cezaları verildiyse bunun hesabı sorulmalıdır.
Şikâyet ettiği belediye işlemlerinde suç unsuru varsa ilgili kişiler yargılanmalıdır.
Fakat aynı hukuk, Erdoğan hakkında ortaya çıkan iddialar için de işletilmelidir.
Hukuk yalnızca başkalarını suçlamak için başvurulan bir araç değildir.
Hukuk, gerektiğinde suçlamayı yapan kişinin eylemlerini, para hareketlerini ve taşınmaz ilişkilerini de inceler.
Bir kişi yıllarca “Savcılık nerede?”, “Müfettiş nerede?” ve “Ağır ceza nerede?” diye soruyorsa kendi hakkındaki ciddi iddialar gündeme geldiğinde de aynı kurumların incelemesine açık olmalıdır.
Savcılığın devreye girmesi Erdoğan’ın peşinen suçlu ilan edilmesi anlamına gelmez.
Tam tersine hem suçlamaların doğruluğunun hem de Erdoğan’ın savunmasının bağımsız biçimde incelenmesini sağlar.
ALANYA KAMUOYU ARTIK AÇIK CEVAP BEKLİYOR
Bu dosya daha fazla anonim mesajla, imayla veya karşılıklı hakaretle aydınlatılamaz.
Kamuoyu şu soruların resmî cevaplarını beklemektedir:
Anonim hesap kime aittir?
Paylaşımlar hangi cihazlardan yapılmıştır?
Devam eden soruşturmalara ilişkin bilgilerin kaynağı nedir?
Yıllarca hedef alınan kişilerin şikâyetleri neden topluca değerlendirilmemiştir?
600 bin avro iddiasının dayanağı nedir?
Bir inşaat projesinden dubleks daire edinildiği iddiası doğru mudur?
Taşınmaz hangi şirketten veya kişiden alınmıştır?
Satış bedeli gerçekten ödenmiş midir?
Dairenin piyasa değeriyle tapuda gösterilen bedel arasında fark bulunmakta mıdır?
Taşınmaz edinimiyle daha önce yapılan şikâyetler veya sonradan ortaya çıkan sessizlik arasında herhangi bir ilişki var mıdır?
İddia edilen taşınmaz hangi kaynakla edinilmiştir?
Şikâyetlerle maddi menfaat iddiaları arasında bir bağlantı var mıdır?
Dijital inceleme raporlarında ne tespit edilmiştir?
Yıllarca yapılan suçlamaların kaçı mahkûmiyetle sonuçlanmıştır?
Kaçı asılsız çıkmıştır?
Bu sorulara cevap verilmeden dosyanın kapandığı söylenemez.
SONUÇ: SIRA SOSYAL MEDYADA DEĞİL, ADALETTE
Alanya’da yaklaşık 11 yıl boyunca insanların itibarlarını, mesleklerini, ailelerini ve çocuklarını etkilediği ileri sürülen bir paylaşım düzeni varsa bunun üzeri örtülemez.
Hesabın Süleyman Hilmi Erdoğan’a ait olduğu hukuki ve teknik delillerle belirlenirse yapılan paylaşımların sorumluluğunu da üstlenmesi gerekir.
İnsanlara korku yaşattığı, onları hedef gösterdiği, kişilik haklarını ihlal ettiği veya baskı kurduğu tespit edilirse yaşatılanların hesabı hukuk önünde sorulmalıdır.
Aynı şekilde Erdoğan hakkında gündeme gelen rüşvet, 600 bin avro ve bir inşaat projesinden dubleks daire edinildiği yönündeki iddialar da söylenti seviyesinde bırakılmamalıdır.
Savcılık iddiaları ihbar kabul ederek tarafları dinlemeli; banka ve tapu kayıtlarını, taşınmazın devir sürecini, ödeme belgelerini, ilgili şirket ve kişi ilişkilerini araştırmalı ve gerçeği bütün açıklığıyla ortaya çıkarmalıdır.
İddialar yalan ise bunu söyleyecek yer yine yargıdır.
İddialar doğru ise sorumlulara hesap soracak makam da yargıdır.
Alanya’nın ihtiyacı yeni anonim hesaplar, yeni tehditler veya yeni sosyal medya infazları değildir.
Alanya’nın ihtiyacı; delillerin ortaya konulduğu, mağdurların dinlendiği, suçlananların savunmasının alındığı ve kimsenin siyasi ya da bürokratik ilişkileri nedeniyle korunmadığı şeffaf bir soruşturmadır.
Yıllarca başkalarına hesap soranlar, artık kendileri hakkında ortaya çıkan iddialara da cevap vermelidir.
İnsanlara yaşatıldığı ileri sürülen korku, baskı ve itibar kayıpları cezasız bırakılmamalı; rüşvet, para ve taşınmaz iddiaları savcılık tarafından gecikmeden araştırılmalıdır.
Hukuki not: Haberde yer alan anonim hesap, rüşvet, para transferi, taşınmaz ve menfaat ilişkisine dair hususlar iddia niteliğindedir. Süleyman Hilmi Erdoğan hakkında bu konularda kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunduğu ileri sürülmemektedir. Masumiyet karinesi ile cevap ve düzeltme hakkı saklıdır.i




