SEDAT PEKER’DEN SANA NE? SÜLEYMAN HİLMİ!
Mehmet Ali Parmaksız — Köşe Yazısı
Bugün yine ifade verdim. 22 Eylül 2026… soruları cevapladım. Söylediğim açıktı: Kimseyi hedef göstermedim, üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum.
Bu tartışmanın merkezinde, 19 Temmuz’da yaptığım paylaşım ve Süleyman Hilmi Erdoğan’ın şikâyeti bulunuyor. Ben o paylaşımda yaşadığım süreçlere ilişkin tepkimi dile getirdim. Sedat Peker’e ilişkin sözlerimden hareketle bir kişiyi hedef gösterdiğim yorumunu ise reddediyorum.
İfademde de belirttim: Süleyman Hilmi Erdoğan hakkındaki ihbarları haberleştirdik, kendisine cevap hakkı sunduk. Aramızda karşılıklı şikâyetlere konu olmuş dosyalar var. Benim hakkımda daha önce yapılan başvurular nedeniyle de ifade verdim. Kendi başvurularımı da ilgili makamlara yaptım.
Peki, bütün bunların arasında okuyucunun beklediği açıklamalar nerede?
Bir gazeteciyi şikâyet etmek, onun haberindeki soruları cevaplamak anlamına gelmiyor.
Süleyman Hilmi Erdoğan, haberlerimizde yanlış olduğunu düşündüğünüz hususları açıkça ortaya koyun. “Şu bilgi yanlıştır, doğrusu budur” deyin. Belgeniz varsa paylaşın. Açıklamanızı okuyucuya ulaştıralım. İtirazınızı da cevabınızı da kamuoyu görsün.
Fakat benim ifade vermem, sizinle ilgili iddiaları kendiliğinden çürütmez. Sizin sessiz kalmanız da bu iddiaları kanıtlamaz. Her iki taraf için de ölçü aynı olmalıdır: Somut bilgi, belge ve açık cevap.
Ben gazeteciliği, yazdıklarımın sorumluluğundan kaçabileceğim bir alan olarak görmüyorum. Yanlışımı gösterene düzeltme borcum vardır. Cevap verene, cevabını dürüstçe aktarma sorumluluğum vardır. Okuyucuya karşı görevim ise iddia ile kanıt arasındaki farkı korumaktır.
Aynı açıklığı muhatabımdan beklemekten de vazgeçmeyeceğim.
Şikâyet hakkınızı kullanmanıza itiraz etmiyorum. Ancak hakkımda yapılan başvuruların bende oluşturduğu izlenimi de saklamıyorum: Bu süreci, haberlerimi sürdürmekten caydırılmaya çalışıldığım şeklinde değerlendiriyorum.
Geçmişte çeşitli makamlarda bulunan kişilerle yaşadığınız uyuşmazlıkları, bugün benimle yürüttüğünüz tartışmaya taşıyarak sonuç alacağınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Şikâyet mekanizmasının beni kalemimi bırakmaya zorlayacağı hesabı varsa, o hesap bana uymaz.
İfade vermem gerektiğinde gider, anlatırım. Yazdığımın dayanağı sorulduğunda ortaya koyarım. Eksik varsa tamamlar, yanlış varsa düzeltirim. Ama bunların hiçbirini soru sormaktan vazgeçmekle karıştırmam.
Bir hususu da özellikle belirteyim: Kimseye yönelik tehdit veya hukuk dışı müdahale çağrım yoktur. İtirazımı yazıyla, hakkımı hukuk yoluyla savunurum. Söylediklerimin de bütünlüğü içinde değerlendirilmesini isterim.
Gazetecilik meslek kuruluşlarından beklentim de kişisel kavgama katılmaları değildir. Sözlerimi eleştirebilirler; buna rağmen bir gazetecinin ifade özgürlüğü ve adil değerlendirilme talebi konusunda tutarlı davranabilirler. Dayanışma, yalnızca aynı fikirde olduğumuz günlerde hatırlanacak bir kavram olmamalıdır.
Süleyman Hilmi Erdoğan, söyleyeceğim son söz şudur: Şikâyetiniz ilgili makamların önünde değerlendirilir. Haberlerimize vereceğiniz cevap ise kamuoyunun önünde değerlendirilir. İkisinin yerini birbirine karıştırmayalım.
Ben yazdıklarımın sorumluluğunu üstleniyorum. Sizden de tartışılan hususlara açık, somut ve belgeli cevap bekliyorum.
Yeni yazılarda buluşmak dileğiyle sevgiyle kalın MAP'la kalın..