Eleştiri ayri, hakkı teslim etmek ayrı

ELEŞTİRİ AYRI, HAKKI TESLİM ETMEK AYRI

Yaklaşık üç aydır cezaevindeyim.

Bir kişinin adresini paylaşırken üzerini çizmiş olmamıza rağmen adresin okunabildiği gerekçesiyle iki yıl hapis cezası aldım. Dile kolay, iki yıl… İnsanın hayatından, sevdiklerinden ve özgürlüğünden koparılan koskoca bir zaman.

Paylaşımlarımın altında, “Bir tek sen mi ceza yatıyorsun?” diye başlayan bazı yorumlar görüyorum. Açıkçası bu sözler beni verilen cezadan çok, insanların başkasının yaşadığı acıya ve mağduriyete bu kadar kolay kayıtsız kalabilmesi bakımından düşündürüyor.

Kimseye beddua etmiyorum. Hiç kimsenin böyle bir duruma düşmesini de istemiyorum. Ancak adalet ve özgürlük bir gün herkese lazım olabilir. Bir insanın özgürlüğünden mahrum bırakılmasını küçümsemek yerine, yaşadıklarını anlamaya çalışmanın vicdani bir sorumluluk olduğuna inanıyorum.

Daha önce kaleme aldığım “Cezaevine mi Girince İtibar Kazanılıyor?” başlıklı yazımda, cezaevindeki gözlemlerimi bütün açıklığıyla paylaşmıştım.

Sosyal alanların yetersizliğinden, tahta kurusu ve diğer haşere sorunlarından, üretim alanlarıyla yaşam alanlarının iç içe geçmesinden, gökyüzünü dahi görmeyi engelleyen yeşil brandalardan ve mahremiyetin giderek kaybolmasından söz etmiştim.

O yazıda şu cümleyi özellikle kullanmıştım:

“Ceza, insanın sağlığını riske atacak şartların gerekçesi olmamalıdır.”

Bugün de aynı düşüncedeyim.

Ancak bir kurumdaki eksiklikleri dile getirmekle, o kurumda görevini samimiyetle yerine getirmeye çalışan insanların hakkını teslim etmek birbirinden farklı şeylerdir. Eleştiri yaparken adil olmak, iyi niyeti ve emeği de görmezden gelmemek gerekir.

Geçtiğimiz günlerde Alanya L Tipi Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürü Cemil Yeşilova ile tanışma ve konuşma fırsatı buldum.

Karşımda yalnızca bir cezaevi müdürü değil, görevini insanı merkeze alarak yapmaya çalışan samimi ve duyarlı bir yönetici gördüm. Üstelik bu yaklaşım yalnızca bana karşı değildi. Benden önce görüştüğü hükümlülere gösterdiği ilgi ve insani yaklaşım da aynıydı.

Bir hükümlünün açık öğretimle ilgili yaşadığı sorunu dinledikten sonra hiç vakit kaybetmeden telefonla ilgili kişilerden destek istedi. Bir başkasının cezaeviyle ilgili sorularını sabırla ve içtenlikle yanıtladı.

En çok da bir hükümlüye söylediği şu söz dikkatimi çekti:

“Sizin can güvenliğiniz ve sağlığınız bizim ilk önceliğimizdir.”

Cezaevinde bulunan insanlara yalnızca birer dosya, hükümlü veya suçlu olarak değil; her şeyden önce insan olarak bakıldığını hissettiren bu yaklaşım son derece kıymetlidir.

Cezaevlerinde yaşanan her sorunun bir kurum müdürü tarafından tek başına çözülebileceğini düşünmek de hakkaniyetli olmaz. Fiziki şartlar, mevcut imkânlar, personel durumu, bütçe ve yetki sınırları belli. Halk arasında söylendiği şekliyle, “Eldeki malzeme bu.”

Benim gözlemim; Cemil Yeşilova’nın elindeki imkânlar ve sahip olduğu yetki ölçüsünde sorunları çözmek için samimiyetle çaba gösterdiği yönündedir. Her talebi yerine getirmek mümkün olmayabilir; ancak insanları dinlemek, sorunlarına kayıtsız kalmamak ve çözüm için gayret göstermek de başlı başına önemlidir.

Tahta kurusu ve diğer haşerelerle ilgili sorunun yalnızca Alanya Cezaevi’ne özgü olmadığı, Türkiye’nin farklı ceza infaz kurumlarında da yaşandığı ifade ediliyor. Bu konuda çeşitli söylentiler de dolaşıyor. Hatta bunun ilaçlama sektörüne ekonomik katkı sağlamak amacıyla bilinçli şekilde ortaya çıkarıldığını ileri sürenler var.

Ancak açıkça belirtmek gerekir ki bunlar somut bir dayanağı ortaya konulmamış iddialardan ibarettir. Belge olmadan hiçbir söylentiyi gerçekmiş gibi kabul etmek doğru değildir. Burada esas olan, insan sağlığını ve yaşam koşullarını doğrudan etkileyen bu sorunun ciddiyetle ele alınması ve kalıcı biçimde çözüme kavuşturulmasıdır.

İnsanca bir cezaevi ortamının sağlanması yalnızca yöneticilerin çabasıyla da mümkün değildir. Hükümlülerden infaz ve koruma memurlarına, diğer görevlilerden ziyaretçilere kadar herkes kurallara uymalı; karşılıklı saygı ve sorumluluk anlayışıyla hareket etmelidir.

Ben cezaevindeki sorunları yazmaya ve gördüğüm eksiklikleri dile getirmeye devam edeceğim. Ancak görevini vicdanla yapan, insanları dinleyen ve imkânları ölçüsünde çözüm üretmeye çalışan kişilerin hakkını teslim etmekten de geri durmayacağım.

Eleştiri ayrı, hakkı teslim etmek ayrıdır.

Bir insanın özgürlüğü hukuk çerçevesinde sınırlandırılabilir. Ancak insanlık onuru, sağlık hakkı ve can güvenliği hiçbir koşulda göz ardı edilemez.

Yeni yazılarda buluşmak dileğiyle…

Sevgiyle ve MAP’la kalın…