Bizim derdimiz kuş yemlemek degil, haber yapmak..

Biz bu yazıları birileri sevinsin, birileri üzülsün diye yazmıyoruz.

Herkesi memnun etmeye çalışan gazeteci, bir süre sonra haber değil hatır yazmaya başlar. Bizim öyle bir derdimiz yok.

Bazen zülfiyâre dokunuruz, bazen yaptığı güzel bir iş nedeniyle birini alkışlarız. Çünkü gazetecinin işi kimsenin şakşakçılığını yapmak değil; iyiye de kötüye de aynı aynayı tutmaktır.

Geçtiğimiz akşam SMA hastası Esila Deniz Yiğitbay’ın babası Şaban Yiğitbay aradı.

Bir babanın evladı için verdiği mücadeleyi dinledim.

Kampanyanın yaklaşık yüzde 35 seviyesine ulaştığını söyledi. Sohbet sırasında ALTSO seçimlerinde listelerde yer alan bazı isimlerin de kampanyaya destek verdiğini anlattı. Kimisi yüksek miktarda nakit yardım etmiş, kimisi daha düşük rakamlarla ve ileri tarihli çeklerle katkı sunmuş.

Ben de kendisine şunu söyledim:

“Kim ne kadar vermiş diye teraziyi elimize almayalım. Allah hepsinden razı olsun. Herkes gönlünden kopanı vermiş.”

Çünkü ortada seçim sandığından çok daha önemli bir şey var:

Bir çocuğun hayatı.

Üstelik bu şehirde öyle insanlar da var ki ne başkan adayı, ne liste meraklısı, ne de yaptığı iyiliği davul zurnayla duyurma peşinde.

Yardım ediyor, adının bilinmesini dahi istemiyor.

İşte asıl zenginlik de budur.

Paranın miktarı değil, niyetin ağırlığıdır.

Gelelim bizim seçim meydanındaki kuşlara, kargalara ve “ağalara”…

Hani bazıları vardır; iki kişi etrafında dolaşınca kendisini derebeyi, üç kişi “ağam” deyince de Alanya’nın tapusunu cebine koymuş zanneder.

Bizim “muhteşem ağa” da son yazılardan sonra beni sosyal medyadan çıkarmış, telefondan engellemiş.

Ne diyelim?

Canı sağ olsun.

Benim gazetecilik hayatım bir sosyal medya arkadaşlığıyla başlamadı ki bir “engelle” tuşuyla sona ersin.

Düğmeye basınca gazeteci susuyorsa, memlekette mahkeme salonlarına da gazetelere de gerek kalmazdı.

Engelle geç!

Fakat hayat o kadar kolay değil.

Bazen insan telefonu engeller ama soruları engelleyemez.

Bazen sosyal medyadan çıkarır ama kamuoyunun merakını listeden silemez.

Seçim bitmeden daha kimlerin hangi kapıda durduğunu, hangi yüzün hangi yüzle yan yana geldiğini de hep beraber göreceğiz.

Alanya küçük yer.

Perdenin arkasında duran da gün gelir sahnenin ortasında kalır.

Bir de bizim “Kuş” var…

Duyduğuma göre beni tazminat talebiyle mahkemeye vermiş.

Çok güzel.

Mahkemeler bunun için var.

Kim ne söylemiş, hangi ifade neden rahatsız etmiş, ne talep edilmiş; zamanı gelince belgeleriyle kamuoyunun önüne koyarız.

Kimsenin endişesi olmasın.

Biz bunca yıllık gazetecilik hayatımızda ne kuşlar gördük, ne kargalar…

Atmacası geldi, şahini geçti, kendisini kartal zannedenler bile oldu.

Fakat bazıları şunu unutuyor:

Kanadın büyük olması, uçabildiğin anlamına gelmez.

Bir de insanın gölgesi öğle vakti kısalınca ne kadar büyük olduğu ortaya çıkar.

Bizim derdimiz şahıslarla değil, tavırlarla.

Kimseye hasım değiliz.

Kimseyle hısım olmak zorunda da değiliz.

Bugün doğru iş yapanı överiz, yarın yanlış yaptığında eleştiririz.

Bizim terazimizde “ağa”, “paşa”, liste, makam, para, çevre yok.

Varsa belge konuşur.

Varsa soru sorulur.

Varsa yanlış yazılır.

Gerisi laf-ı güzaftır.

Bazıları gazeteciyi yanında görünce “iyi gazeteci”, karşısında görünce “kötü gazeteci” ilan ediyor.

Kusura bakmayın…

Gazeteci sizin takım formanız değil.

İstediğiniz zaman giyip, istemediğiniz zaman dolaba kaldıramazsınız.

Biz söyleyeceğimizi söyler, yazacağımızı yazarız.

Beğenen okur.

Beğenmeyen engeller.

Dileyen mahkemeye gider.

Ama bilin ki ne telefon engeli kalemi susturur, ne de mahkeme dilekçesi soruları ortadan kaldırır.

Önemli olan kuş olmak, karga olmak, ağa diye dolaşmak değil…

Adam gibi durabilmek, sözünün arkasında kalabilmek ve günü gelince kamuoyunun karşısına başı dik çıkabilmektir.

Biz yine buradayız.

Kalem elimizde.

Sorular cebimizde.

Yeni yazılarda buluşmak dileğiyle…

Sevgiyle kalın,
MAP’la kalın.
Birazdan guncelalanyahaber.com da