Alanya artık suskunluk değil, cevap bekliyor

ALANYA ARTIK SUSKUNLUK DEĞİL, CEVAP BEKLİYOR
Mehmet Ali Parmaksız
Bazen bir şehir yorulur.
Aynı isimleri duymaktan, aynı suçlamaları dinlemekten, aynı “bomba geliyor” sözlerini okumaktan yorulur.
Alanya da yoruldu.
Yaklaşık 11 yıldır birileri hakkında dosyalar açıldı, isimler ortaya atıldı, lakaplar üretildi, insanlar toplumun önüne bırakıldı. Kimi “hırsız” ilan edildi, kimi “tetikçi”, kimi “gizli ortak”, kimi “yandaş”…
Bir gün belediye başkanı hedefteydi.
Başka bir gün belediye çalışanı…
Sonra müteahhitler, mimarlar, gazeteciler, iş insanları, siyasetçiler…
Yetmedi; eşler konuşuldu, çocuklar tartışmaya çekildi, ailelerin huzuruna kadar uzanan sözler söylendi.
Şimdi dönüp baktığımda kendi kendime soruyorum:
Bunca yıl ne yaşandı?
Kim haklıydı, kim haksızdı?
Kim gerçekten hukuksuzluğun peşindeydi, kim elindeki bilgiyi bir güç ve baskı aracına dönüştürdü?
Daha önemlisi:
Bütün bu yaşananların hesabı ne zaman sorulacak?
BİR İNSANIN ADI BİR KEZ LEKELENDİ Mİ…
Sosyal medyada bir cümle yazmak kolaydır.
Telefonu elinize alırsınız, birkaç kelimeyi yan yana getirirsiniz, “gönder” tuşuna basarsınız. Birkaç saniye sonra binlerce insan o cümleyi okur.
Peki hedefteki insan?
O ne yapar?
Bir sabah işe giderken insanların bakışlarının değiştiğini görür.
Bir esnafsa müşterisinin yüzüne kuşkuyla baktığını hisseder.
Bir kamu görevlisiyse yıllarca verdiği emeğin tek bir paylaşımla gölgede kaldığını düşünür.
Bir siyasetçiyse kendisini savunmaya çalışırken söylediği her sözün yeni bir suçlama malzemesine dönüştürüldüğünü görür.
Bir anne veya babaysa çocuğunun okulda ne duyacağını düşünür.
Çünkü sosyal medyada yazılan söz birkaç saniyede yayılsa da açtığı yara bazen yıllarca kapanmaz.
İşte benim asıl derdim burada başlıyor.
Hakkında iddia bulunan kişi elbette araştırılsın.
Kamu malına el uzatan varsa ortaya çıkarılsın.
Rüşvet alan, ihale düzenini bozan, imarı kişisel çıkarı için kullanan kim varsa hukuk önünde hesap versin.
Buna kim itiraz edebilir?
Ama bir insan hakkında mahkeme kararı olmadan hüküm kurmak, onu yıllarca toplum önünde suçlu gibi göstermek, ailesini ve çocuklarını da bu kavganın içine çekmek başka bir şeydir.
Bu, adalet arayışı değildir.
Bu, insan hayatına dokunan ağır bir sorumluluktur.
“BOMBA GELİYOR” DEMEK KOLAY, SONUCUNU AÇIKLAMAK ZOR
Yıllarca şu sözleri okuduk:
“Bomba geliyor.”
“Operasyon başlıyor.”
“Bir sabah aynasızlar kapınızda.”
“Bir ağır ceza paklar.”
“Bu hafta birileri için iyi işlerin bittiği hafta olacak.”
Bunlar sıradan sözler değil.
Bu cümleleri okuyan insan ne düşünür?
“Demek ki bu kişi devletin içinde her şeyi biliyor.”
“Demek ki savcılığın ne yapacağını önceden öğreniyor.”
“Demek ki emniyetin ne zaman harekete geçeceğinden haberdar.”
Böyle bir hava oluşturulduysa bunun da araştırılması gerekir.
Çünkü hiç kimse savcı adına konuşamaz.
Hiç kimse hâkim adına karar veremez.
Hiç kimse “Şu kişi yakında tutuklanacak” diyerek kendisini yargının yerine koyamaz.
Bir dosyanın savcılığa gitmesi, kişinin suçlu olduğu anlamına gelmez.
Bir soruşturma izni verilmesi, mahkûmiyet değildir.
Bir dava açılması bile tek başına suçluluğu kanıtlamaz.
Ama yıllarca insanlara sanki karar verilmiş gibi davranıldıysa, bugün bunun hesabını sormak kimsenin düşmanlığı değildir.
Bu, hukuk devletinin gereğidir.
ÇOCUKLARIN BU KAVGADA NE İŞİ VARDI?
Beni en fazla rahatsız eden bölüm budur.
İnsanlar arasında siyasi kavga olur.
Belediye yönetimiyle memur arasında anlaşmazlık çıkar.
Bir müteahhit hakkında imar iddiası gündeme gelir.
Bir siyasetçinin mal varlığı sorgulanır.
Bunların hepsi kamusal tartışmanın konusu olabilir.
Ama çocuklar?
Çocukların bu kavgada ne işi vardır?
“Evladına çekecek.”
“Evlat acısını tadacak.”
Bu sözler gerçekten kullanıldıysa, insanın içinde bir şeylerin durması gerekir.
Bir kişinin babasıyla, annesiyle, eşiyle veya göreviyle hesabınız olabilir.
Ama çocuğu üzerinden mesaj vermek neyin adaletidir?
Bir aileyi geceleri tedirgin etmek, çocuğunun başına bir şey gelecek korkusu yaşatmak, kamu yararıyla açıklanabilir mi?
Hayır.
Bu, insanın en hassas yerine dokunmaktır.
İşte bu nedenle yalnızca mesajlara değil, o mesajların insanların hayatında neye yol açtığına da bakılmalıdır.
Kim korktu?
Kimin ailesinin huzuru bozuldu?
Kim işini kaybetti?
Kim çevresinde zan altında kaldı?
Kim yıllarca kendisini savunmak zorunda bırakıldı?
Bunlar da soruşturmanın bir parçası olmalıdır.
34 DOSYA VARSA, SONUÇLARI NEREDE?
Süleyman Hilmi Erdoğan’ın 34 ayrı dosya hazırladığını, şikâyetleri sonucunda bazı belediye görevlileri hakkında davalar açıldığını ileri sürdüğünü biliyoruz.
Peki sonuçlar?
Ben artık yeni bir “bomba” duymak istemiyorum.
Ben o bombanın sonucunu bilmek istiyorum.
Kaç dosya savcılık tarafından ciddi bulundu?
Kaçında takipsizlik kararı verildi?
Kaç kişi yargılandı?
Kaçı beraat etti?
Kaçı mahkûm oldu?
Hangi karar kesinleşti?
Bir insanı suçlamak için günlerce paylaşım yapıldıysa, o kişi beraat ettiğinde de aynı açıklıkla kamuoyuna bilgi verildi mi?
“Bu iddiamız doğrulanmadı” denildi mi?
Özür dilendi mi?
Düzeltme yayımlandı mı?
Yoksa suçlama alkışlarla duyurulup sonuç sessizce mi unutuldu?
Adalet yalnızca iddiayı yaymak değildir.
Adalet, iddia yanlış çıktığında o insanın hakkını da teslim etmektir.
ŞİMDİ SORULAR SÜLEYMAN HİLMİ ERDOĞAN’A YÖNELİYOR
Yıllarca başkalarının mal varlığı sorgulandı.
“Bu para nereden geldi?” denildi.
“Bu taşınmaz nasıl alındı?” diye soruldu.
“Bu ortaklığın arkasında ne var?” denildi.
Şimdi benzer sorular Süleyman Hilmi Erdoğan hakkında soruluyor.
600 bin avroluk bir para ilişkisi bulunduğu iddia ediliyor.
Bir inşaat projesinden dubleks daire edinildiği ileri sürülüyor.
Şikâyetlerin, para ve taşınmaz hareketlerinden sonra azalıp azalmadığı sorgulanıyor.
Burada dikkatli olmak zorundayız.
Ben Süleyman Hilmi Erdoğan’ın rüşvet aldığını söylemiyorum.
Böyle bir kesinleşmiş mahkûmiyet kararından söz etmiyoruz.
Kimseyi sosyal medya üzerinden suçlu ilan etmemeliyiz.
Ama bu iddiaları da görmezden gelemeyiz.
Çünkü yıllarca başkalarına sorulan sorular bugün kendisine yönelmiştir.
Ve başkalarından belge isteyen bir kişinin, kendi hakkında ortaya çıkan iddialara da belgeyle cevap vermesi gerekir.
600 BİN AVRO VAR MI, YOK MU?
Bu sorunun cevabı dedikoduyla verilmez.
Gerçekten 600 bin avroluk bir para hareketi var mı?
Varsa kim gönderdi?
Hangi tarihte gönderdi?
Ne karşılığında gönderdi?
Bir borç muydu?
Bir satış bedeli miydi?
Ticari bir işlem miydi?
Yoksa iddia edildiği gibi hukuka aykırı bir menfaat miydi?
Bu soruların cevabı banka kayıtlarında bulunur.
Paranın giriş ve çıkış hareketleri incelenir.
Tarafların mali ilişkilerine bakılır.
Bir sözleşme varsa ortaya çıkar.
Borç senedi varsa görülür.
Satış işlemi varsa belgesi sunulur.
İddia yalan çıkarsa Erdoğan bu ağır suçlamadan kurtulur.
Doğru çıkarsa da parayı alanın ve verenin kim olduğuna bakılmaksızın hukuk işler.
İşte savcılığın görevi budur.
DUBLEKS DAİRE İDDİASI DA AYDINLATILMALI
Bir inşaat projesinden dubleks daire edinildiği iddiası var.
Böyle bir daire gerçekten var mı?
Kimin adına kayıtlı?
Hangi tarihte alındı?
Kimden alındı?
Tapuda ne kadar bedel gösterildi?
Gerçekten ödeme yapıldı mı?
Ödeme banka üzerinden mi gerçekleşti?
Dairenin o günkü piyasa değeri neydi?
Tapudaki bedelle piyasa değeri arasında olağan dışı bir fark var mıydı?
Taşınmaz Erdoğan’ın kendi adına mı, yakını adına mı veya bağlantılı başka bir kişi adına mı tescil edildi?
Dairenin devir tarihiyle şikâyetlerin yoğunlaştığı ya da sona erdiği dönem arasında bir bağlantı bulunuyor mu?
Bunlar sorulmalıdır.
Bu soruları sormak kimseyi suçlu ilan etmek değildir.
Tam tersine, iddia sahibinin de suçlanan kişinin de üzerindeki belirsizliği kaldırmak demektir.
HER ŞEY PARA İÇİN MİYDİ?
Kamuoyunun zihnindeki en ağır soru budur.
Yıllarca konuşan biri neden sustu?
Yıllarca “Bomba geliyor” diyen bir hesap neden sessizleşti?
Belediyedeki bütün sorunlar sona mı erdi?
Şikâyet edilen kişiler bir anda hukuka uygun davranmaya mı başladı?
Dosyaların tamamı sonuçlandı mı?
Yoksa kamuoyunun bilmediği bir uzlaşma, ödeme veya menfaat ilişkisi mi ortaya çıktı?
Bunlar soru.
Kesin hüküm değil.
Fakat cevaplanmadıkça büyüyen sorular.
Benim Süleyman Hilmi Erdoğan’a söylemek istediğim de budur:
Sen yıllarca başkalarından hesap sordun.
Şimdi insanlar senden açıklama bekliyor.
Çık ve anlat.
600 bin avro iddiası yalan mı?
Belgesini göster.
Dubleks daireyi piyasa bedeliyle mi aldın?
Dekontunu göster.
Anonim hesap sana ait değil mi?
Teknik delilleri ortaya koy.
Şikâyetlerin neden azaldı?
Açıkla.
Susmak, bu soruları ortadan kaldırmaz.
Tam tersine daha da büyütür.
DİJİTAL CİHAZLARDA NE BULUNDU?
Erdoğan’ın kendi anlatımına göre evinde arama yapıldı.
Telefonlarına ve bilgisayarına el konuldu.
Peki bu cihazların incelemesinden ne çıktı?
Anonim hesaba ait giriş bilgileri bulundu mu?
Şifreler tespit edildi mi?
Taslak mesajlar, paylaşım görselleri veya hesap kayıtları var mıydı?
Hesaba hangi cihazdan bağlanıldığı belirlendi mi?
Teknik bilirkişi raporu hazırlandı mı?
Hesap Erdoğan’a ait değilse bunu ortaya koyacak olan da teknik rapordur.
Aitse, 11 yıl boyunca yapılan paylaşımların sorumluluğunu belirleyecek olan yine teknik delillerdir.
Bu mesele tahminle, dedikoduyla veya siyasi yakınlıklarla çözülemez.
Delille çözülür.
BEN İNTİKAM DEĞİL, ADALET İSTİYORUM
Birileri bu yazıyı okuyup “Süleyman Hilmi Erdoğan’dan hesap sorulsun deniliyor” diyebilir.
Evet, hesap sorulsun.
Ama linç edilerek değil.
Tehdit edilerek değil.
Sosyal medyada suçlu ilan edilerek değil.
Hukuk önünde sorulsun.
Aynı şekilde Erdoğan’ın uğradığını ileri sürdüğü saldırıların da hesabı sorulsun.
Mobbing yapıldıysa sorumluları bulunsun.
Hukuka aykırı disiplin cezaları verildiyse yapanlar hesap versin.
Belediye dosyalarında suç varsa kimse korunmasın.
Ama Erdoğan hakkında rüşvet ve menfaat iddiaları varsa onlar da halının altına süpürülmesin.
Hukuk yalnızca sevmediklerimiz için işletilecek bir mekanizma değildir.
Hukuk herkese eşit uygulanırsa hukuktur.
SAVCILIK ARTIK BU DOSYAYA BÜTÜN OLARAK BAKMALIDIR
Savcılığın yalnızca tek bir paylaşıma veya tek bir tapu kaydına bakması yeterli değildir.
Bu dosya bütünlük içinde ele alınmalıdır.
Anonim hesabın gerçek sahibi belirlenmelidir.
El konulan cihazların inceleme raporları değerlendirilmelidir.
Paylaşımlarda kullanılan bilgilerin nereden elde edildiği araştırılmalıdır.
Devam eden soruşturmalara ilişkin bilgilerin hesaba nasıl ulaştığı ortaya çıkarılmalıdır.
Hedef alındığını söyleyen insanlar dinlenmelidir.
Tehdit, hakaret, iftira ve şantaj iddiaları incelenmelidir.
600 bin avro iddiası araştırılmalıdır.
Dubleks dairenin tapu ve ödeme kayıtları incelenmelidir.
Şikâyet tarihleriyle mali hareketler arasında bağlantı olup olmadığına bakılmalıdır.
İddiaları ortaya atanlar ellerindeki belgeleri savcılığa teslim etmelidir.
Süleyman Hilmi Erdoğan’ın savunması da eksiksiz alınmalıdır.
Çünkü savcılık bir tarafın yanında olmak için değil, gerçeği ortaya çıkarmak için vardır.
BU ŞEHİR YENİ BİR “BOMBA” DEĞİL, GERÇEK İSTİYOR
Alanya artık yeni bir lakap duymak istemiyor.
Yeni bir “operasyon geliyor” mesajı görmek istemiyor.
Yeni bir sosyal medya kavgasıyla oyalanmak istemiyor.
Bu şehir gerçeği bilmek istiyor.
Anonim hesap kime ait?
600 bin avro iddiası doğru mu?
Dubleks daire nasıl edinildi?
Yıllarca yapılan suçlamaların kaçı mahkûmiyetle sonuçlandı?
Kaçı asılsız çıktı?
Hedef alınan insanların uğradığı zararlar ne olacak?
Çocukları ve aileleri korkutan sözlerin hesabı sorulacak mı?
Bütün bunların cevabını sosyal medya veremez.
Cevabı savcılık, bilirkişi raporları ve mahkemeler verebilir.
SON SÖZÜM SÜLEYMAN HİLMİ ERDOĞAN’A
Süleyman Bey…
Sizinle ilişkilendirilen paylaşımlar nedeniyle yıllarca korktuğunu, itibarsızlaştırıldığını ve ailesinin huzurunun bozulduğunu söyleyen insanlar var.
Onların acısını görmek zorundasınız.
Yıllarca başkalarına yönelttiğiniz sorular bugün size yöneliyor.
Bu sorulardan kaçmak yerine cevap verin.
Belgeyle konuşun.
Hesap sizin değilse ispatlayın.
Para iddiası yalan ise kaynağını açıklayın.
Taşınmazı bedelini ödeyerek aldıysanız dekontunu gösterin.
Çünkü suskunluk hiçbir yarayı iyileştirmiyor.
Sadece kuşkuyu büyütüyor.
Ben gerçeğin ortaya çıkmasını istiyorum.
Suçsuz olan aklansın.
Suç işleyen kim olursa olsun hesap versin.
Yıllarca insanlara yaşatıldığı ileri sürülen korku ve baskı cezasız kalmasın.
Rüşvet ve menfaat iddiaları da söylenti olarak havada bırakılmasın.
Artık söz anonim hesaplarda değil.
Artık söz savcılıkta, mahkemede ve adalette olmalı.
Çünkü adalet, yalnızca kendimiz için istediğimizde değil, herkes için istediğimizde adalettir.
Not: Bu yazıda yer verilen anonim hesap, para transferi, taşınmaz, rüşvet ve menfaat ilişkisine dair hususlar iddia niteliğindedir. Süleyman Hilmi Erdoğan hakkında bu konularda kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunduğu ileri sürülmemektedir. Masumiyet karinesi ile cevap ve düzeltme hakkı saklıdır.